Selim Genç

Selim Genç
Uzman Doktor, Acil Tıp Uzmanı, Yaşam Kocu, Aile Danışmanı, Kitap Kurdu, Amatör Fotoğrafçı,
Ankara, Trabzon
Maçka
497 okur puanı
Haziran 2018 tarihinde katıldı
Veba: Kötülüğün Karşısında İnsan Kalabilmek
8/10
·304 syf.··
2026 32. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 19:48
Albert Camus'nün Veba romanı ilk bakışta bir salgın hikâyesi gibi görünür. Oysa romanın asıl konusu hastalık değil, insanın kötülük karşısındaki tutumudur. Camus, Oran kentini veba mikrobu ile kuşatırken aslında insanlık tarihini kuşatan daha büyük bir sorunun peşindedir. İnsan, yenemeyeceğini bildiği bir kötülüğe karşı neden mücadele eder? Romanın gücü de zayıflığı da bu sorunun etrafında şekillenir. Camus'nün dünyasında kötülük istisnai bir durum değildir. Veba yalnızca bir hastalık değildir. Savaş, baskı, fanatizm, ideolojik körlük ve insanın insana uyguladığı her türlü tahakkümün simgesidir. Romanın sonunda doktor Rieux'nün söylediği gibi, veba mikrobu hiçbir zaman tamamen ölmez. Bu düşünce yalnızca biyolojik bir gerçeği değil, insanlık durumunu anlatır. Kötülük her zaman geri dönebilir. Bu noktada Camus'nün çağdaşlarından ayrıldığı görülür. O, tarihi nihai bir kurtuluşa doğru ilerleyen bir süreç olarak görmez. Ne dinî kurtuluş vaadine ne de siyasi ütopyalara güvenir. Çünkü ona göre insanlık tarihi, iyiliğin kesin zaferlerinden çok, kötülüğün tekrar tekrar farklı biçimlerde ortaya çıkışlarının tarihidir. Ancak Camus'nün karamsarlığı umutsuzluğa dönüşmez. Veba'nın merkezindeki asıl fikir, kötülüğün varlığı değil, ona rağmen insan kalabilme çabasıdır. Doktor Rieux'nün kahramanlığı burada ortaya çıkar. O ne bir azizdir ne de bir devrimci. Dünyayı kurtaracağını düşünmez. Sadece ölen insanların yanında durur. Camus'nün ahlakı tam da burada şekillenir. İnsanlık, büyük ideallerden önce başkalarının acısını azaltma sorumluluğudur. Bu yaklaşım günümüzde de son derece değerlidir. Çünkü modern insan çoğu zaman büyük davaların peşinde koşarken somut insanı unutabilmektedir. Adalet adına baskı, özgürlük adına şiddet veya kutsal değerler adına dışlama üretebilmektedir.
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202424,5bin okunma
Reklam
9/10
·136 syf.··
2026 8. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 23 Şubat 2026 22:39
Caligula – Absürd İktidarın Anatomisi Absürd, Camus felsefesinin merkez kavramıdır. En açık biçimde Sisifos Söyleni eserinde insanın anlam arayışı ile dünyanın sessizliği arasındaki çatışma olarak tanımlanır. İnsan yeryüzünde adalet olsun, hayatın bir amacı olsun, ölümün bir anlamı olsun, acıların bir karşılığı olsun ister. Ama dünya bireyin bu taleplerine cevap vermez. Evren suskundur. Ölüm kaçınılmazdır. Absürd insan, bu gerilimi fark eden ve bundan kaçmayan insandır. Camus’ye göre absürdle karşılaşan insan ya anlamsız bir hayatı yaşamaya gerek yok deyip intihar eder, ya Tanrı, metafizik veya aşkın bir anlam icat ederek inanç geliştirir ya da hayatın bir anlamı olmasa bile bilinçli biçimde yaşamaya devam ederek başkaldırır. Camus üçüncü yolu savunur. Camus bu tavrı Tanrılar tarafından sonsuza kadar bir kayayı dağa çıkarıp tekrar düşmesini izlemeye mahkûm edilen mitolojik bir figür olan Sisifos ile anlatır. ‘Bu anlamsız bir cezadır. Ama Camus Sisifos’u mutlu tasavvur etmek gerekir’, diye söyler. Çünkü Sisifos durumunun bilincindedir. Kaderini bilir ama yine de kayayı iter. İsyanı, yaşamayı sürdürmesidir. İşte absürd insan budur. Absürd insan yanılsamaya sığınmaz, umut icat etmez ama yaşamayı da reddetmez. O, gerçeği olduğu gibi kabul eder ve buna rağmen yaşar. Albert Camus’nün Caligula adlı eseri yalnızca bir Roma imparatorunun deliliğini anlatmaz. Oyun, iktidarın metafiziğini açığa çıkarır. Yabancı ve Sisifos Söyleni eserleriyle birlikte değerlendirildiğinde Caligula’da önemli bir fark vardır. Meursault absürdü sessizce yaşar. Sisifos başkaldırıyı içsel bir direnişe dönüştürür. Caligula, ölüm gerçeğiyle yüzleştiğinde dünyanın adil bir yer olmadığı ve buradaki insanların özgür olmadığı hakikatine varır. İnsanları gerçekten kendisinin özgür kılacağını iddia eder.
CaligulaAlbert Camus · Can Yayınları · 20181,449 okunma
9/10
·656 syf.··
2025 26. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 24 Ekim 2025 11:43
Bilimin Sınırında Bir Kurgu: Bir Acil Tıp Uzmanının Gözünden Sırların Sırrı Dan Brown’ın yeni kitabı Sırların Sırrı, önceki eserlerindeki o sürükleyici tarihsel atmosferden çok, ölüm ve bilinç üzerine felsefi bir sorgulamaya yönelmiş. Bir hekim olarak kitabın nörokimyasal temalarını (özellikle GABA ve glutamat dengesi) ilgiyle okudum, ancak bilimsel açıdan yüzeysel buldum. Buna rağmen ölüm anında beynin yaşadıklarını edebi düzlemde düşündürmesi benim için etkileyiciydi. Aşağıda detaylı değerlendirmemi paylaşıyorum. Dan Brown’un Sırların Sırrı adlı romanı, yayımlandığı andan itibaren büyük bir merakla karşılandı. Yazarın Da Vinci Şifresi, Melekler ve Şeytanlar ve Kayıp Sembol gibi önceki eserlerinde yakaladığı tempolu, bilgiyle örülü kurgu doğal olarak okuyucuda benzer bir beklenti yarattı. Ancak bu kez Brown, tarihi sembollerle bezeli bir maceradan ziyade, insan bilinci ve ölüm sonrası algı üzerine felsefi bir yolculuğa çıkıyor. Bu yönüyle tematik olarak cesur olsa da, bilimsel tutarlılık açısından sorgulanabilir bir zeminde ilerliyor. Bir acil tıp uzmanı olarak dikkatimi en çok çeken kısım, hikâyenin GABA ekseninde şekillenmesiydi. Beyinde inhibitör etkisiyle denge sağlayan bu nörotransmitter, romanda “bilincin sınırlarını belirleyen perde” metaforuna dönüştürülmüş. Buna karşılık glutamat gibi eksitatör sistemler farkındalığın artışıyla ilişkilendirilmiş. Ancak nörofizyolojik açıdan bu yorum fazlasıyla basitleştirilmiş bir yaklaşım. GABA eksikliği, bilincin açılmasından çok epileptik aktivite veya nöronal kaosa yol açar. Brown bu karmaşık biyokimyayı mistik bir metafora dönüştürerek edebi anlamda etkileyici bir fikir üretmiş, fakat bilimsel temeli zayıf bırakmış. Yine de, ölüm anında beyinde neler yaşandığına dair fikir yürütme cesareti romanın en güçlü yanı.
Sırların SırrıDan Brown · Altın Kitaplar · 20253,941 okunma
6/10
·576 syf.··
2025 17. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 08 Eylül 2025 18:33
Roman, Nijeryalı yazar Ben Okri’nin 1991’de yayımlanan başyapıtı kabul edilir. Hikâye, bir ruh çocuğun ağzından anlatılır. Azaro bir abiku’dur. Afrika inanışında abiku, doğmadan önce ruhlar dünyasında var olan, dünyaya gelip kısa bir süre yaşadıktan sonra tekrar öte tarafa dönmeyi seçen çocuktur. Azaro’nun hikâyesi, bir yandan Afrika mitleri ve büyülü gerçekçilik ile örülmüşken, diğer yandan yoksulluk, sömürge sonrası siyaset, aile mücadelesi ve toplumsal adaletsizlik gibi çok gerçekçi öğelerle iç içedir. Okri’nin dili son derece lirik ve metaforlarla doludur; roman bazen bir rüya, bazen bir masal gibi akar. Olağanüstü ve mistik olaylar günlük hayatın olağan parçası gibi sunulur. Azaro’nun dünyalar arası bakışı, hem bireyin hem toplumun "aç yolunu" yani doyumsuz arayışını simgeler. Okri eserinde siyasi yozlaşma, ekonomik yoksulluk, adaletsizlik, ruh ile beden arasındaki sürekli çekişme, yaşama tutunma çabası, hayatta kalma iradesi gibi temaları ustalıkla işler. Eser Afrika edebiyatına yeni bir soluk getirmesi, geleneksel Afrika mitlerini modern roman tekniğiyle birleştirmesi, sömürge sonrası Afrika’nın toplumsal panoramasını benzersiz bir üslupla yansıtması nedeniyle Booker ödülüne layık görüldü. Ayrıca Latin Amerika’dan bildiğimiz büyülü gerçekçilik, ilk defa Nijerya bağlamında bu denli güçlü işlendi. Okri’nin dili hem şiirsel hem politikti; mistik ve gerçek aynı anda var oluyordu. Yoksulluk ve adaletsizliği anlatırken, aynı zamanda Afrika’nın ruhani geleneğini ve insanlarının direncini evrensel bir dile çevirdi. Azaro’nun “aç yol”u, sadece Nijerya’nın değil insanlığın arayışını simgeliyordu: açlık, doyumsuzluk, yolculuk, varoluş. Roman net bir olay örgüsünden ziyade rüya parçaları gibi akışa sahip olduğundan, tekrarlayan imgeler çok sık olduğundan bazı okurlar
Aç YolBen Okri · İmge Kitabevi Yayınları · 200098 okunma
9/10
·448 syf.··
2025 2. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 09 Ocak 2025 21:19
Yuval Noah Hariri 2024 yılında yayımlanan Nexus: Taş Devrinden Yapay Zekâya Bilgi Ağlarının Kısa Tarihi adlı eserinde taş devrinden modern yapay zekâ çağımıza kadar uzanan zaman diliminde bilgi ağlarının evrimini ele alarak insanlık tarihine dair bir başka geniş perspektif sunuyor. Kitabın Temel Konuları 1. Bilgi Ağlarının Tarihsel Kökenleri: Harari, insanlık tarihinin başlangıcından itibaren bilgi paylaşımının ve iletişimin, bireylerin topluluklar oluşturmasında nasıl bir rol oynadığını tartışıyor. Taş devrinde avcı-toplayıcı grupların, hayatta kalmak için bilgi paylaşımına ne kadar bağımlı olduklarını ele alıyor. Dilin, bu dönemde bir bilgi ağı olarak işlev gördüğünü ve insanları diğer türlerden ayıran en önemli araçlardan biri olduğunu savunuyor. 2. Tarihsel Dönüm Noktaları: Kitap, yazının icadından matbaanın devrimine, telgraftan internete kadar insanlık tarihindeki bilgi paylaşımını dönüştüren teknolojilere odaklanıyor. Harari, bu süreçlerde bilginin nasıl bir güç unsuru haline geldiğini detaylandırıyor. Özellikle matbaanın bilgiye erişimi demokratikleştirerek bilimsel devrime nasıl zemin hazırladığı, Harari’nin analizlerinde öne çıkıyor. 3. Modern Dünyada Bilgi Ağları: Kitabın büyük bir bölümü, günümüz dünyasında bilgi ağlarının nasıl işlediğine ve bu ağların yapay zekâ ile nasıl bir entegrasyona girdiğine odaklanıyor. İnternet, sosyal medya ve veri yönetimi gibi konular, Harari’nin modern dünyada bilgi akışının kontrolünü ve bu kontrolün ekonomik ve politik sonuçlarını tartışmasına olanak sağlıyor. 4. Yapay Zekâ ve Gelecekteki Bilgi Ağları: Harari, yapay zekânın bilgi ağlarını daha önce görülmemiş bir şekilde dönüştürdüğünü ve bu durumun insanlık için hem büyük fırsatlar hem de ciddi tehditler içerdiğini öne sürüyor. Özellikle büyük veri, makine öğrenimi
NeksusYuval Noah Harari · Kolektif Kitap · 2024754 okunma
Reklam