“Neden daha önce okumadım acaba?” dediğim bir kitap oldu Dokuzuncu Hariciye Koğuşu. Peyami Safa, hasta bir çocuğun gözünden öyle bir iç dünya kurmuş ki sayfalar ilerledikçe acıyı, korkuyu ve yalnızlığı neredeyse siz de yaşıyorsunuz. Büyük olaylar yok, şaşırtıcı entrikalar yok; ama insanın içine işleyen bir ruh çözümlemesi var. Kısa ama etkisi uzun süren bir roman. Dili sade, duygusu yoğun. Türk edebiyatında psikolojik roman denince neden ilk akla gelen eserlerden biri olduğunu şimdi çok daha iyi anlıyorum.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Şermin Yaşar, küçük hayatların büyük duygularını anlatmayı çok iyi bilen bir yazar. Onun kaleminden çıkan “Altı Harfli Bir Tatlı”yı okurken, kendimi Selime teyzenin yalnızlığında kaybolmuş, Meltem’in sessiz acılarını ise kendi içimde taşır gibi hissettim. Selime teyzenin yıllarla birikmiş sessiz yalnızlığı, Meltem’in kırılgan ama cesur iç dünyasıyla karşılaştığında, kitap bana insanın içindeki boşlukların nasıl birbirini tamamlayabileceğini gösterdi. Okurken fark ettim ki bazen en güçlü bağlar kelimelerden değil, paylaşılan sessizlikten ve aniden anlaşılan hislerden doğuyor. Bu kitap, bana yalnızlığın, kırılganlığın ve küçük mutlulukların değerini çok güzel hatırlattı.