İnsanlık durumunu paylaşıyoruz. Herhangi bir belirgin anlamı ya da hedefi olmayan bir varoluşun içinde kaybolmuşuz, ne kadar uğraşsak da belirsizlikten, gözdağı veren tehlikelerden, gelecek olan hastalıklardan, bizi bekleyen kayıplardan, kederlerden, kaybolan oğuldan ya da kız kardeşten, aniden geri gelip kapımızı çalan çocukluktan asla kurtulamayacağız. Sevdiğimiz, yokluğunda yaşayamayacağımız biri hastalanacak, ölmek üzere olacak ve onun hasta yatağının, ölüm döşeğinin başında çaresiz, uyuşmuş vaziyette oturmaktan başka bir şey yapamayacağız, bunu yaşadık, yaşayacağız. Yokluğunda yaşayamayacaklarımız ölürken, yavaş yavaş soğuyup soluklaşırken başlarında nöbet tutmalı ve sonra tekrar sokakların keşmekeşine, yanıp sönen trafik lambalarının, ağaçlarda çığlık atan kargaların arasına karışmalı, cenaze törenini düzenlemek için yapılması gereken pratik işlerin altında ezilmeli, ölüm ilanını yazmayı unutmamalıyız. Hepimiz buralardan geçtik ve geçeceğiz, cenazeden sonra haftalarca, belki bir yıl, belki de kendi yok oluşumuza değin yas tutacağız. Gelgelelim canımızı acıtan ya da canını acıttığımız biri, ilişkiyi çözümlemeden, dürüstçe konuşmadan, insanlık durumunu karşılıklı olarak irdelemeden ölürse sırtlandığımız yük daha da ağırlaşacak.