Gece vakti dışarı çıkmak için aklını yitirmiş olman gerekirdi. Zaman kötüydü. Her an kaçırılabilir, akabinde öldürülebilirdim. Kadın olmak böyle bir şeydi: Sokakta, parkta yürümek, arkadaşlarınla dışarı çıkmak, arabaya binmek, toplu taşıma kullanmak, hatta
yabancı biriyle kısa bir asansör yolculuğunu paylaşmak bile hep uzun uzun tartıp düşünmeyi, sonra bir kere daha düşünmeyi gerektirirdi. Hayal kurarken bile ölçülü olman gerekirdi ki ölçünün ayarına da kendin karar veremezdin, senin yerine çoktan karar verilmiş olurdu.
Ağlarken, haykıracakmış da bunu yapamıyormuş gibi, her biri birbirinden kalın, güdük güdük sesler çıkarıyordu ağzından. Bu seslerle birlikte içinin derinliklerinden de kocaman yongalar kopuyordu sanki.