Bir vagonun içinde hayat mı yaşanır? En alası yaşanırmış.
Kitap; ana kahramanımızın kaçarak evlenen anne ve babası olan Münire ile Ali’nin dillere destan aşkıyla başlar.
“Sinemayı yakıp Münire’yi kaçıran Bulgaryalı Ali’nin destanı”
Ali son derece karakterli, dürüst, mert ve sevilen bir adamdır. Lakin düşünceleri döneme göre farklıdır. Bu yüzdendir ki bulundukları yere kılıf uyduramaz, demiryolları boyunca göçebe hayatı yaşarlar.
Bir olay olur ve Bulgaryalı Ali ve oğlunun hayatları yeniden şekil almak zorunda kalır.
Artık bu çetrefilli hayattan payına düşeni alan küçük Mustafa da büyümüştür.
Kitabın diğer karakterlerinden; çerçi Abdullah, acıklı hikayesi ile istasyon şefi Rıza ya da Remzi, hasta arkadaşı Celal ve Ayla’ya olan aşkı, bir de Mustafa’nın imkansızı Feride..
Eser; hem güldüren, hem üzen cinsten. Ali ve Münire’nin aşklarına, bir vagonu yuva yapmalarına da yumuş yumuş olmadan geçemiyor insan :)
“…hayat dediğin nedir ki? Anlaşılmaz bir sır. Kurduğumuz düzen hep öyle sürüp gidecek sanırız. Birden ip kopar, ışık söner, her şey darmadağın olur.” [sf. 12]
Oldukça sade yazılmış, hemencecik bitecek bir kitap. Okumaya değer.