İnsanlar düşünmeye büyük önem atfederler ama hissetmek de en az onun kadar gerekli. Beni güldüren, ağlatan, korkutan, umutlandıran ve havaya bir zafer yumruğu savurtan kitaplar okumak isterim. Kitapların bana sarılmasını ya da ensemden sıkıcı kavramasını isterim. Hatta karnıma bir yumruk atsa da olur. Çünkü hissetmek için hayattayız.
Yaşamak istiyorum.
Hayatı yazmak, okumak, hissetmek; yaşamak istiyorum.
Göz açıp kapayıncaya dek geçen ömrümüz süresince hissedilebilecek her şeyi hissetmek istiyorum.
Şu dünyada işe yaramaz insanlara bizim ülkemiz kadar ihtiyaç duyan başka hiçbir ülke yoktur. Bizde düşünce sürekli eylemle ilişkilendirilip yozlaştırılıyor. İnsanların aşırı çalışıp az eğitim aldıkları bir çağda yaşıyoruz, çağımızda insanlar o kadar çok çalışıyorlar ki sonunda aptallaşıyorlar.
Yıldızlar karanlık içinde parladığı gibi fakirlik ve sefalet içinde de saflık ve yücelikle parlayan ruhlar yok mudur? Bir kalp, sevmek için mutlak servete ve asalete mi muhtaçtır? Bence en hakiki ikbal, ruhun göründüğü iki güzel göz; en büyük servet, kalbin hissini gösteren gül renginde dudaklardan akseden tebessümdür. Güzellikten büyük asalet, temiz kalpten büyük servet mi olur?