Karşılıklı kapıları olan bir odadayız sanki; ellerimiz kapı tokmaklarında, karşıkinin bir göz kırpışı berikini kaçırmaya yetiyor; hele bir söz edecek olsa, öteki kapısını kapamış gözden yok olmuştur, biliyorum. Açacak kapıyı gene elbet, bu öyle bir oda ki, bırakılamaz belki de. Biri ötekine benzemese bu kadar, rahat olsa, ötekine bakmıyormuş gibi davransa... odayı düzene sokacak yavaş yavaş, herhangi bir odaymış gibi; ama hayır, o da kendi kapısının önünde öteki gibi davranıyor... kimi vakit ikisi de kapının ardına kaçmışlar ve bu güzel oda bomboş kalıyor.
Tabii sizi seviyorum. Hem çok seviyorum... Başka türlü olmasına imkan var mı?.. Herhalde seviyorum... Muhakkak seviyorum. Fakat neden şaşırıyorsunuz? Başka türlü olacağını mı zannediyordunuz? Beni ne kadar çok sevdiğinizi anlıyorum... Ben de şüphesiz o kadar çok seviyorum...
Göze çarpmaması gerekirse, ufacık olmasını da bilir-, korkmayın sakın, dizginleri koyvermeyeceğim; kocanız bile güvenebilir bu konuda bana. İşi büyütmeye kalkıyorum hiç yoktan. Gene de direniyorum: güvenebilirsiniz bana. Sizi hiç görmeyeceğim. Ne şimdi, ne de sonra.