"Hayattan uzaklaştığımız ölçüde hakikate yaklaşırız." diyordu Sokrat ölüme hazırlanırken. "Biz, hakikate âşık olanlar, hayatta ne için çabalarız? Kendimizi bedenden ve onun yol açtığı bütün kötülüklerden kurtarmak için! O halde ölüm bize geldiğinde nasıl mutlu olmayalım?"
Yok oluştan bu denli korkmamız, ya da bir başka deyişle yaşamak için bu kadar büyük bir istek duymamız şu anlama gelir. Bizler bu yaşama arzumuz dışında hiç birşeyiz ve ondan başka bir şey de tanımayız.
Kuşun yaşayıp yaşamayacağını benim yanıtımın belirlemesine izin verirsen, gücünden yoksun kalırsın. Aynı zamanda, doğru seçimi yapma sorumluluğunu üzerinden atmış, kendi gücün ve bilgeliğinin mutluluğunu duyumsama fırsatını yitirmiş olursun.
Nefes alabiliyor, yemek yiyebiliyor içebiliyor ve uyuyabiliyordum aslında... Fakat ben de bunun dışında bir yaşam belirtisi yoktu çünkü gerçekleştirmeyi mantıklı bulabileceğim hiçbir Arzum yoktu... zaten biliyordum ki benim ona sahip olup olmamam hiçbir şeyi değiştirmeyecek.
Aslında kısa bir zamanımız yoktur ama bu zamanın çoğunu boşa harcarız. Hayat yeterince uzundur ve eğer iyi bir şekilde kullanılırsa en büyük şeyleri başarabilmemize izin verecek kadar cömerttir.