Söylenecek söz bittiğinde başlar âh. Yeryüzü kelimeleri acıyı ifadeye yeltenip de yersiz ve yetersiz kaldığında. Hesaplar artık bu dünyanın terazilerine sığmayıp bambaşka bir zamana ve mekâna havale edildiğinde. Mum tahtaya, can boğaza, bıçak kemiğe dayandığında.
Bu yüzden âh' ın hâli var kelamı yok, makamı var nakli yok.
Bir yorgunluk ruhtan ruha, bedenden bedene çarpa çarpa nasıl yankılanır? Öznesini değiştire değiştire nasıl çoğalır? Ben'den sen'e geçse de hükmü bütün zamanlarda aynı kalır?
Yorgunum. Yorgunsun.
"Meraklanma beyim! Burası Hazreti Yusuf makamıdır...Yusuf Peygamber de yedi yıl zindanda yattı, kahpe şerrine uğradı da " demişti.
Yusuf Peygamber'den bu zamana kadar dünyada her şey, akıl durduracak derecede değiştiği halde, bugün, yirminci asırda, mahpusluk yine de aynı kalmış, demek ki, gökyüzünde, denizaltında insan zekâsı, henüz mahpushaneden daha korkunç bir işkence bulamamıştı.