İbnü’l-Arabi şöyle yazıyor: Kişi kendini bir şeyden ancak, o şey vasıtasıyla korur… Birisi demirden kendini ancak demirle korur. Hz. Muhammed (sav) şöyle dua ederdi: “ Senden sana sığınırım!” Bunu anla! (fususul hikem)
Acı acı ile iyileşir, aşk ise daha büyük bir aşkla… Aklın ateşine atla, der Hz. Mevlânâ. Daha fazla savunma yok! Sadece bir amaç, bir dua anlam taşıyor: Gerçek İslam’ın yolu teslimiyetten geçiyor.
“ Allah hamdı işitendir” diyoruz namaz sırasında. Çabalarla, istekle, mantıkla, planlamayla bir şeyin üstesinden gelinemiyorsa, dua etmek dışında geriye ne kalıyor (ve Mürşid’e inanç… Ve sabır …)?
Hz. Mevlânâ der ki: Tüm musibetlerin, tüm bu dert ve hayal kırıklıkların şu anlayışın bir sonucu. Bu anlayış senin ayak bağındır; bu anlayıştan kurtulmalısın ki bir şey olasın. Akıl seni Padişah’ın kapısına ulaştırıncaya kadar iyi ve arzu edilendir. Kapısına ulaştın mı, o zaman derhal kendini teslim et ve aklın ile bağlantılarını kes, çünkü bu anda aklı zararlıdır, tam bir yol kesendir.
ASLAN
Bir aslanın şöhreti etrafa yayılmış idi. Herkes akın akın o aslanı görmek için bir sene süren zorlu bir yolu göze alır, ne zaman ki aslanı görürler, o zaman bir adım daha atamazlardı. O kimselere denirdi ki: “ Nihayet siz bu aslanın aşkı ile bu kadar yol teptiniz. Halbuki bu aslanın bir hassasiyeti vardır ki, her kim onun huzurunda cesur olur ve elini ona aşk ile sürerse, o kimseye zarar gelmez. Eğer bir kimse ondan korkarsa, aslan ona gazap eder. Ve belki bazılarına da “ benim hakkımda ettiğin kötü bir zandır” diye kasdeder. Şimdi bu böyle bir şeydir. “ bir sene yol teptiniz ve aslana yaklaştınız? Bu tereddüt nedendir? Adımızı ileri atın”. Kimse adım atmaya cesaret edemedi, insanlar şöyle cevap verdi: “ O attigimiz adımların cümlesi kolay idi. Adım, aslanın gözü önünde atılan adımdır.”
Hz. Ömer’in imandan kastettiği, aslanın gözü önünde atılan adımdır. O adım nadirdir. Veliler ve seçilmişlerden (haslardan ve mukarreblerden) başkasının işi değildir asıl adım budur. Geri kalanı bu adımın ayak izleridir.
(Fihi ma fih , Mevlânâ s.187)