Bizi yukarıda görmeyedursunlar paçalarımıza sarılıyorlar hemen. Kimler? Hem de en sevdiklerimiz. Evet, ilk onlar çekmeye çalışıyor aşağıya. Çünkü onlar demli çay muhabbetlerinde bizi öğreneneler, samimi dertleşmelerde zayıf noktalarımızı ezber edenler. Hele bir onların önüne geç, nasıl alaşağı ediyorlar adamı.
Birbirine kul olma peşinde herkes. Kul olmaya çalıştığın adamı yaratana kul olmaya çalışmak daha mantıklı değil mi?
Sobanın yanma sesi evimizdeki bereket sesiydi. Huzurun sesiydi. Çıtır çıtır hem görsel hem işitsel bir olağanüstülük zuhur ederdi evimize. Sobadan sonra insanlardan bir şeyler kopup gitti diye düşünüyorum. Eski sıcaklıklar, emekler, masumluk, samimiyetler sobaların sanayilere, hurdalığa gitmesi üzere bitti gitti. Eskileri düşünürken, sevdiğim birini gördüğümde yüzümde oluşan tebessümün bizzat aynısı oluşuyor. Soba, güğüm, divan... Odaları değil sanki yürekleri ısıtırdı birbirlerine.
''Babacım, dünyanın en zor sorularına bile cevabın var, peki söyle bakalım sensiz nasıl duracağım o koca şehirde?''
''Her sevginin merkezinde özlemek vardır kızım. Özlemediğini sevmez insan. Biraz özleşiriz, özleşiriz ki sıra kavuşmaya gelsin. Güneş neden batıyor sanıyorsun, özleyelim de tekrar isteyelim diye. İnsan neden uyuyor sanıyorsun, özleyelim de tekrar dönelim işimize gücümüze diye. Dünyada neden kötülük var sanıyorsun, iyiliği özleyelim de iyi insanlar da olsun diye. Her şey zıddıyla bilinir canım kızım. Babanı özle ki babanı daha çok sev.''