sumeyye daldal

sumeyye daldal
@smydd
Odü
Ankara
10 okur puanı
Aralık 2020 tarihinde katıldı
İngilizlerin Tasmalı Kadınları
Time gazetesi 1932 yılında ''Yüzyıl Önceki Time'' başlığı altında 26 Nisan 1832 tarihli nüshasını özel haber yaparak, İngilizlerin ağzından onlara kendi kadınlarını nasıl sattıklarını hatırlattı. Gazeteye göre İngilizler o tarihlerde eşlerini, boyunlarına bir tasma takarak pazara götürüp satma hakkına sahipti. Kadını satmanın şartı ise, ücretinin 2 şilinden az olmaması ve boyna asılan tasmanın yeni olmasıydı. İngilizler, gazetedeki, insanlığın yüzünü kızartacak, akla hayret verecek cinsteki anlatımlarda, eşlerini hayvan pazarında nasıl sattıklarını itiraf eder. 1824 yılında bir kadın tasmasıyla pazara götürülür, 10 şilin üzerinden pazarlık yapılır, toplam paradan 1 şilinin de memura verileceği kararlaştırılır. Sonra o pazarda canlı varlıkların satışının kanunsuz olduğu memurun aklına gelir ve kadın, meramına ulaşamayan kocasıyla birlikte bir hayvan pazarına nakledilir ve orada satılır.
Sayfa 19·Kitabı okudu
Reklam
Kadın Hürriyet ve İslâm
Kadının sırtına vurulan yükleri Allah Rasulü kaldırdı. Ona insan olma onurunu yeniden O iade etti. Şehvetperestlerin elinde oyuncak olmadığını O'nunla öğrendi kadın Bir erkek insan olarak hangi haklara sahipse kadının da aynı haklara sahip olduğunu insanlık ilk olarak O'nun ağzından dinledi. Cemiyetin kalkınmasında kadının da erkek gibi asıl unsur olduğunu O söyledi. Göklerin değerleriyle yeryüzüne müdahale etti; renge, soya ve bölgeye bakmadan insan haklarına standart getirdi. İnsanlık aleminin tek bir nefisten yaratıldığına dikkat çekerek kadının insaniyette erkekle aynı yerde durduğuna işaret etti. Onun getirdiği din ile; insana bedeni ve rengine göre kıymet verme dönemi kapandı, kalp ve amellere göre değer verme çağı başladı.
Hint uygarlığında kadın müstakil bir varlık olarak görülmez; ancak babası, eşi ya da oğluyla birlikte ''insan'' kabul edilirdi. Eşi ölen bir kadının hayatı hükmen bitmiş sayılırdı. Cenaze günü bir odun yığını üzerine çıkarılarak yakılırdı kadın. Hint uygarlığının bu ayıbı 17. asra kadar devam etti.
Din
Kadını Şeytan Görmenin Adı: Hristiyanlık
Kilise, evliliği uzak durulması gereken bir leke olarak gördü. Ona göre bekar, Allah katında evliden daha makbuldü. Kiliseye göre kadın; bir şeytan, fitneye düşüren bir silahtı. Hristiyanlar Roma şehvetperestlerinin bütün suçunu kadına kesti; Aziz Turutyan, kadını insanın nüfuz kapısı olarak tanımladı. Kilise, Hz. Havva kıssasını çarpıtarak anlattı ve kadını her nevi şerrin menbaı olarak ilan etti. Hz İsa'nın evlenmeye vakit bulamamasından dolayı bekar kalmasını esas alan papazlar fıtrata direndi, evlenmedi, sonunda kilise gayrimeşru ilişkiler merkezine döndü. Allah Resulü'nün gençlik yıllarına tekabül eden bir tarihte Fransa, bir kongrede kadının insan olup olmadığını tartıştı. Sonunda erkeğe hizmet etmek üzere yaratılan bir insan olduğu kanaatine varıldı. Alman filozof Schopenhauer de, kadının dayak yemek, güzel beslenmek, ve hapsedilmek için yaratılmış bir hayvan olduğunu iddia etti.
Din
Bizi yukarıda görmeyedursunlar paçalarımıza sarılıyorlar hemen. Kimler? Hem de en sevdiklerimiz. Evet, ilk onlar çekmeye çalışıyor aşağıya. Çünkü onlar demli çay muhabbetlerinde bizi öğreneneler, samimi dertleşmelerde zayıf noktalarımızı ezber edenler. Hele bir onların önüne geç, nasıl alaşağı ediyorlar adamı. Birbirine kul olma peşinde herkes. Kul olmaya çalıştığın adamı yaratana kul olmaya çalışmak daha mantıklı değil mi?
Reklam