Dünyanın en dayanıklı bitkisi mor taşkırandır. Rüzgarla kopup uçuşacakmış gibi görünen taçyapraklarıyla fazlasıyla kırılgan görünümlü çiçekleri vardır ama kuzey kutbunda bile hayatta kalabilir. Yere yakın çiçekleri bir arada durup dünyadaki en zor hava koşullarına karşı hep birlikte siper alarak hayatta kalırlar.
Örneğin, "Baklava karın istiyorum" diye yazabilirsiniz.
Bu isteğinizi yazılı halde görmek otomatik olarak
onunla ilgili bir șeyi fark etmenize yol açabilir. Bunu istediğiniz için kendinizi aptal gibi hissedebilirsiniz. İçinizdeki bu tutkuyu azaltmanıza yardımcı olacak başka
bir anınızı uyandırmaya o an başlayabilirsiniz. Yine
de, yazdıktan sonra tek bir soruyu sormak çok işe yarar.
"Neden?" Neden baklava karın istiyorum? Buna mutlaka dürüstçe bir cevap vermelisiniz. 'İyi görünmek için. Sonra
tekrar: "Neden?" "Kendim için." Ardından bir süre bu
cevaba bakıp aslında pek de dürüst olmadığınızı hissedebilirsiniz. Ekleme yaparsınız: İnsanları etkilemek için.
Bunun üstüne de, ısrarcı bir Sokrates gibi, sormaya devam edin: "Neden?" "Çünkü onaylanmak istiyorum.'
""Neden?" "Çünkü kendimi bir yere ait hissetmek istiyorum." "Neden?" Bu şekilde, tüneli neden sorularıyla uzata uzata, farkındalığın ışığını görünceye kadar daha da derine inmeye devam edebilirsiniz. Fark ettiğiniz şey, baklava karna sahip olma isteğinin aslında düz bir karınla bile ilgili olmadığıdır belki. Vücudunuzla bile ilgisi olmadığıdır. Hatta sağlıkla, güçle, fit olmakla bile ilgisi olmayabilir. Altından bambaşka bir şey çıkabilir Baklava karna sahip olarak temeline inemeyeceğiniz ve çözemeyeceğiniz bir şey. Yani yazmak bir anlamda görmektir. Güvensizliklerinizi daha net görebilmenin bir yoludur. Kuşkularınızla hayallerinizin üzerine ışık tutarak gerçekte neye işaret ettiklerini görebilmenin bir yolu. Yazmak, buz tutmuş kaygı birikintisini gerçegin parlak ışığıyla eritebilir.
Müthiş yazar Anne Lamott'ın dediği gibi: "Deniz fenerleri adalarda oradan oraya koşturup kurtaracak gemi aramaz; tek yaptıkları öylece durup ışıldamaktır."