Korkularımızın ve arzularımızın altını kısabilirsek biraz daha mutlu yaşayabiliriz Osman. “Bunu nasıl yapacağız?” diyebilirsin. Ben olsam derdim. Cevap tam da bu “Ben” dediğimiz şeyde galiba. Kendimizi sabit, katı, değişmez bir ey sanıyoruz. Kim olduğumuzla ilgili fikirlerimiz ve kararlarımız var. Nelerden korktuğumuzu, neleri istediğimizi, neleri sevdiğimizi, neleri sevmediğimizi belirlemişiz. Bu sınırların dışına çıkarsak yanlış bir şey yapacakmışız gibi hissediyoruz. Kendimize “Ben” adında bir hapishane yapmışız, bir türlü tahliye olamıyoruz Osman. Bir süredir, “Ben aslında kimim?” diye düşünüyorum. Seninle birlikte olduğumuz zamanlardaki halime nekadar benziyorum? Kendimi çok sinirli biri sanırdım mesela. Ancak şimdilerde o siniri içimde bulamıyorum. Beni kızdıran şeyler olmadığından değil. Kızacak kadar dahil hissetmiyorum artık hiçbir şeye. Kendime bile
dahil değilmişim gibi. Sanki içimden çıkmışım da kol mesafesinden izliyorum olan biteni. Çok da uzağıma gitmiyorum neme lazım. Sonuçta kim olursa olsun, insanın kendini koruyup kollayacak kadar yakınlarında olması gerekir Osman. Çok merak ediyorum, sen şimdilerde kimsin? Zamanla birlikte ne kadar değiştin? İnsanlar değişmez diyorlar hep. Çoğu zaman da haklılar. Değişmek istemeyen insan değişmez tabii, buna ihtiyaç duymaz.
Ama hiç olmazsa arada bir dünyaya bakıp açık yüreklilikle “Sorun sende değil bende” diyebilmek gerekiyor galiba. Koskoca gezegenin tutup bize uymasını beklemekten daha kolay bir şey varsa o da kendini ona uydurmaktır gibime geliyor. Tebdil-i benlikte hemen her zaman ferahlık vardır Osman.