Abdullah b. Abbas'tan (radıyallahu anh) nakledildiğine göre, Hz. Davud(aleyhisselâm) bir münâcâtında,
"İlahî, beytine (mescidine) kim girer ve kimin namazını kabul edersin?" diye sordu. Allah Teala ona şöyle vahyetti:
"Ey Davud, mescidime girecek ve namazını kabul edeceğim kimse, benim azametim karşısında tevazu gösteren, gündüzünü zikrimle geçiren, benim rızam için şehvetlerinden nefsini çeken, açları doyuran, garipleri bandıran, musibete uğramışlara acıyan kimsedir. İşte böyle bir kimsenin nuru gökteki güneş gibi parlar. Bana dua ederse icabet ederim. Benden bir şey isterse onu veririm. Cahilce işler karşısında ona hilim veririm, gatlet (ve gafiller) içinde ona zikri nasip ederim, zulmet içinde ona nur veririm. Onun insanlar arasındaki misali, en yüksek cennetler içinde firdevs gibidir; onun nehirleri kurumaz, meyveleri bozulmaz." (74)
...
74. Ebû Nuaym, Hilye'de (4/17) benzer bir haberi merfu hadis olarak nakletmiştir. İbn Ebü'd-Dünya ise rivayete et-Tevâzu ve'l-Humûl isimli eserinde yer vermiştir (nr. 86). Bu rivayette hitap Hz. Musa'yadır [aleyhisselâm].