nevi şahsına münhasır birisi işte

nevi şahsına münhasır birisi işte
Hasbiyallahu lâ ilâhe illâ hû aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşil azîm (Allah bana yeter, O'ndan başka ilah yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O, yüce Arş'ın Sahibidir.) x.com/dr_hayalperest_
56 okur puanı
Kasım 2021 tarihinde katıldı
Kibir, insanın gözünün önünde onun hakkı, hakikati görmesini engelleyen bir perde, hak söze kulak vermesini engelleyen bir sağırlık, onun aklını ve kalbini, duygularını ve düşüncelerini mühürleyen bir ağırlıktır.
Sayfa 54
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Nahl suresinin 98. ayetinde Allah azze ve celle şöyle buyuruyor: Kur`an okuyacağın zaman kovulmuş olan şeytanın şerrinden Allah'a sığın." Yüce Rabbimiz, böyle buyurduğu için Peygamber Efendimiz (sav) Kur'an okumaya her başladığında "Euzu billahi mineşşeytanirracim/Kovulmuş olan seytanın şerrinden Allah'a sığınırım." der ve Kur'an tilavetine öyle başlarmış. Bu ifadeye istiaze diyoruz. İstiaze, "sığınmayı istemek" ve sığındığınız kimseden sizi muhafaza etmesini talep etmektir. İstiaze "Allah'ın huzurundan kovulmuş ve rahmet-i rahmandan uzaklaştırılmış olan şeytanın şerrinden Allah' a sığınırım." ifadesinin adıdır. Aslında biz Kur an'ı açtığımız zaman Besmele'nin öncesinde "Euzu billahi mineşşeytanirracim" diye bir ifade görmüyoruz. Kur' an-ı Kerim, besmele ile başlıyor. "'Euzu billahi mineşşeytanirracim" Kur`an metnine dahil olmayan, Allah'ın özelde Peygamberimize, genelde de bütün ümmetine emrinir bir gereği olarak Peygamberimizin Kur`an okumadan önce zikrettiği bir ifadedir. Biz istiazeyi niçin Kur' an'ın anlamına ulaşmak için başlatığımız bu yolculuğun evvelinde ilk ifade olarak söylüyoruz? Yani bir Müslüman, Kur an'ı açtığında. Kur`an okumak istediğinde mutlaka bu cümlevi söyler, söylemelidir. Bazı İslam alimlerine göre bu ifade ile kıraatine başlaması farz, bazılarına göre vacip, bazılarına göre ilki farz, sonrakiler müekked sünnettir. Bu mesele çok önemlidir, Çünkü Allah celle ve a'lâ hazretleri Nahl suresinde buyuruyor ki: "Kur an okuyacağın zaman Allah'ın huzurundan kovulmuş olan şeytanın şerrinden Allah'a sığın." (Nahl, 9) Ayet-i celile bu sığınmanın anlamını temellendirirken buyuruyor ki: "Gerçek şu ki şeytanın, iman etmiş olanlar ve rablerine dayanıp güvenenler üzerinde bir hâkimiyeti olamaz." (Nahl, 99) Şeytanın insan üzerinde bir etkisi, insanı varoluşunun
Sayfa 52
Din
Ve Kuran-ı Kerim'de Fatiha suresinin ismi "Seb-i Mesânî" olarak geçer. Hicr suresinin 87. ayetinde Allah buyurur ki: "Kuşkusuz sana tekrar tekrar okunandan (âyetlerden) yedisini ve yüce Kur' an'ı verdik." Bu sure namazlarda her gün beş vakitte kırk rekatte sürekli tekrarlanan yedi anlamına gelen seb-i mesânidir. Peygamber Efendimiz (sav bir hadisinde şöyle buyurmuştur: "Nefsim kudret elinde olan Allah' a yemin ederim ki bu surenin benzeri ne Tevrat'ta, ne İncil'de,ne Zebur'da, ne de Kur' an'da vardır. Tekrarlanan yedi ayetli (seb-i mesânî) bu sure ve azim olan Kur`an bana geldi." (Tirmizi, Sevâbu'l-Kuran, 1)
Sayfa 50
Din
Sırat-ı müstakim üzere olmak sırat-ı müstakim üzere ölmek şu dünya hayatında bizim için bir hayat memat meselesidir. Emrolunduğumuz gibi dosdoğru olabilmek varlığımızın anlam ve amaçları içinde nirengi noktasıdır. Belki de bundan dolayı Hud suresindeki, "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol." ayeti Peygamber Efendimiz' in sav. saçına ve sakalına ak düşürmüş ve adeta onu kocatmıştır. Duygusunda, düşüncesinde, davranışlarında sözünde ve özünde hâsılı cem-i cümle varında dosdoğru olabilmek ne büyük bir, sorumluluk ne ağır bir yüktür.
Sayfa 50
Din
Fatiha, kulun Allah'a nasıl şükretmesi gerektiğini ifade ettiği için "Şükür Suresi" olarak da isimlendirilir. Bu sure Allah' ın insana bahşettiği maddi ve manevî nimetler üzerinde insanı düşündürür, insanda bu nimetlerin sahibine karşı bir şükür duygusu oluşturur. İnsana temel gerekçeleri ile birlikte şükrü öğretir. Şükür ise mümin şahsiyetinin temel özelliklerinden biridir. Genelde bütün peygamberlerin özelde de Peygamber Efendimiz in sav. kulluk şahsiyetinin temel umdesi şükürdür. Kendisine nicin bu kadar çok ibadet ettiği sorulduğunda Peygamber Efendimiz sav. şükreden bir kul olmak istediğini ifade etmiştir. İnsan şükürden uzak kaldığında nimetlerin değerini ve sahibini unutur. Bu durum Allah'ın çokça gazap ettiği nankörlüğün sebebidir. Nankörlük yani şükürsüzlük ise insanı cehenneme götüren yolun eşiği, cehenneme açılan kapının kilidi gibidir.
Sayfa 49
Din