Zaman zaman kollarımın yorgunluktan nasıl olup da vücudumdan ayrılmadığını, beynimin neden eriyip yok olmadığını anlamıyorum. Her türlü harici zevkten arınmış konforsuz bir hayat sürüyorum ve devam etmemi sağlayan tek şey bir tür kalıcı coşku hali; bazen bu coşku karşısında gözyaşlarına boğuluyorum ama o asla hafiflemiyor. İşimi, çileli bir dervişin sırtını kaşındıran keçe kumaşı sevmesi gibi, çılgınca ve sapkınca bir aşkla seviyorum. Bazen bomboş hissettiğimde, hiçbir sözcük çıkmadığında, bütün sayfaları karalamalarla doldurduktan sonra tek bir cümle bile yazmadığımı fark ettiğimde, bir umutsuzluk batağına saplanıp kalmış halde, kendimden nefret ederek ve bir kuruntunun peşinde beni nefes nefese bırakan bu çılgın gururdan ötürü kendimi suçlayarak kanepeme çöküp sersemlemiş halde öylece yatıyorum. On beş dakika sonraysa her şey değişiyor, kalbim sevinçle çırpıyor.