Herkes, herkesten, her an saygı bekliyor, fakat kimse kimseye saygı göstermiyor. Bu durum da bireylerin saygıyı karşılıklı bir ilişki biçimi olarak değil de kişisel bir hak ya da statü göstergesi olarak görmesinden kaynaklanıyor. Saygı maalesef günümüzde çoğu zaman davranışla inşa edilen bir değer olmaktan çıkıp, talep edilen soyut bir beklentiye dönüştü. İnsanlar, kendi düşüncelerinin, kimliklerinin ve tercihlerinin sorgulanmamasını saygı olarak yorumluyor oysa ne kadar saçma. Sorgulanmamak, anlaşılmakla ya da kabul görmekle aynı şey olmadı hiçbir zaman. Gerçek saygı başkasının varlığını onaylamadan önce onu olduğu haliyle tanımayı gerektirir halbuki. Bu da sabır, dikkat ve uzun bir süreç ister. Modern toplumda da bireyler sürekli kendilerini ifade etmeye teşvik edilirken, başkasını dinlemeye yeterince yönlendirilmez. Üzerine dikkat eksikliği mazeretini de bize sıcak sıcak sunar. Herkes işine geldiği gibi... Herkes konuşur, herkes talep eder; ancak dinlemek ve anlamak insana zor geldiği için ihmal edilir. Çünkü değer diye bir şey kalmamıştır artık dünyamızda. Böylece saygı, ortak bir pratik olmaktan çıkar ve karşılanmadığında hayal kırıklığı yaratan bir beklentiye dönüşür. Sonuç olarak asıl sorun, insanların saygıyı hak etmemesi değil; saygının tek taraflı bir talep olarak görülmesidir. Saygı, ancak karşılıklı olduğunda anlam kazanır. Hak edilmeden verilen saygı ya korkudan, ya da hayranlıktan doğar. Gösterilmeden beklenen saygıda kaçınılmaz olarak yokluğa mahkum kalmak zorundadır. İçeriğinde samimiyet ve herhangi bir bağ içermez.