Önümüzde açık ve biçimlendirilmemiş olarak uzanan, özgürlüğü açısından tüy gibi hafif, belirsizliği açısındansa kurşun gibi ağır onca zamanı nasıl kullanabilirdik, nasıl kullanmalıydık?
(...) çünkü yapılacak binlerce şey vardı, adı belli olmayan, ama olmasa da aciliyetinden bir şey kaybetmeyen binlerce şey; tam tersine, o tekinsiz adsızlıkları, adı konulamayan, kötü bir şey olmaması için hemen ele alınması gereken bir şey haline getiriyordu onları.