Zaten şu Konstantiniyye’de bir anıt görürsen bil ki aşktandır, bir düşmanlık görürsen de aşktandır, deniz kabarırsa aşktandır, güneş doğarsa aşktandır.
Aşkın ne yüce bir duygu olduğunu sayesinde öğrenmistim. Madem, "geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer" demişler, ben belki de hayali cihana değecek aşkı tatmak içir sürülmüştüm Sofya'ya!
Meğer ben hayatımın aşkını, siyasi fikirlerimiz uyuşmadığından beni hep en zor ve en uzak görev noktalarına yollayan saray paşası Enver tarafindan sürüldüğüm Sofya'da bulacak, Harbiye'den sınıf arkadaşıma lanet yerine, Dimitrina yüzünden hayır duası okuyacakmışım.
"... aşk dediysem hesabım yoktu benim. Ancak o kadar aşktım. Sense sürekli hesap yaptın. Bu kadar hesap yapma. Günah deyip duruyorsun. Etin kaç dirhem senin? Bedenin günahını ruhun günahından daha üste koyma."