Onu ayakta tutan her şey bir anda yıkıldıktan; anlamsız, yararsız bir hayal gibi yok olduktan sonra ölmeliydi artık. Son umudunu da yitirince ölmüştü...
Anımsıyorum, yalnızlığım, bozmaya bir türlü cesaret edemediğim sessizliğim giderek daha ağır gelmeye başlamıştı bana. Bir yıldır her şeyi anlıyor, durmadan düşünüyor, hayal kuruyor, içimde birdenbire doğuveren esrarlı, bilinmez tutkularım yüzünden acı çekiyordum.
Dünyanın olmasa bile Petersburg'un en ünlü kemancısının kendisi olduğu, ama kaderin sillesini yediği, birtakım oyunlar sonucu anlaşılamadığı, geri planda kaldığı düşüncesi yer etmişti kafasında. Bu durum gururunu bile okşuyordu. Çünkü kendilerini aşağılanmış, ezilmiş saymayı, bundan yüksek sesle yakınmayı çok seven insanlar vardır. Bu yaradılışta olanlar, değeri bilinmeyen büyüklüklerinin önünde, için için saygıyla eğilerek kendilerini avuturlar.
Şaşırırdım. Ömründe tek kitap okumamış olmasına, bir şey öğrenme zahmetine katlanmamasına karşın, onun bütün bunları nasıl sezinlediğini bir türlü anlayamazdım.