Farid Musayev, bir alıntı ekledi.
14 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Sen Yanmazsan Ben Yanmazsam Nasıl Çıkar Karanlıklar Aydınlığa
"Yakmaktan korkmayın", diye heyecanla bitiriyordu sözlerini Luka Makdonald. "Kendiniz de yanın ve diğerlerini de yakın, ta ki etraf aydınlanana kadar. Hızlı başarıları beklemeyin. Anlayış ve destek yerine, sizinle dalga geçecekler. Ün ve şöhret yerine, nefret ve iftira olacak. Yardım yerine gizli entrikalar ve hatta aleni savaşlar olacak size karşı. Onlarca, yüzlerce, binlerce karanlık ışıklı işinizi söndürecekler, siz de yanın! Yanın ve yakın!"

Beyaz Zambaklar Ülkesi, Grigory Petrov (Sayfa 177 - Luka Makdonald)Beyaz Zambaklar Ülkesi, Grigory Petrov (Sayfa 177 - Luka Makdonald)
Zehra., bir alıntı ekledi.
17 saat önce · Kitabı okuyor

Dün yüce Allah'a şükürler olsun ki; Vedd, Sanem, Hubel, Menat, Uzza, Lat ve daha nice putları yıktık. Acaba bugün; kadın, mal-mülk, ırk, şöhret, benlik ve özellikle de para putlarının kaçını yıkabildik?

Geceye Bir Güneş Çizdim, Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu (Sayfa 107 - 2. Basım)Geceye Bir Güneş Çizdim, Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu (Sayfa 107 - 2. Basım)
Milenk., bir alıntı ekledi.
25 May 21:31 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Sen şan ve şöhret budalasısın! Ama biliyorsun ki, şan ve şöhret gölge gibidir. Kim onun üzerine giderse, o kaçar! Kim ondan kaçarsa, o arkasından gelir."

Yalnız Efe, Ömer Seyfettin (Sayfa 115 - Morpa Kültür Yayınları)Yalnız Efe, Ömer Seyfettin (Sayfa 115 - Morpa Kültür Yayınları)
Özlem, bir alıntı ekledi.
25 May 00:13 · Kitabı okudu

"Şöhret çok şişman bir hanımdır, hiçbirimizle yatmaz, ama uyandığımızda hep yatağın karşısından bize bakmaktadır."

Benim Hüzünlü Orospularım, Gabriel Garcia Marquez (Sayfa 59 - Can Yayınları)Benim Hüzünlü Orospularım, Gabriel Garcia Marquez (Sayfa 59 - Can Yayınları)
Cem Eren, bir alıntı ekledi.
24 May 21:45 · Kitabı okudu

İnsanın içindekini dışarıdakine feda etmesi, sükuneti­nin, boş vaktinin ve bagımsızlığının bütününü yahut büyük bölümünü, makam mevki, şan şöhret unvan ve ihtişam için kurban etmesi muazzam bir budalalık örnegidir."

Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine, Arthur Schopenhauer (Sayfa 43)Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine, Arthur Schopenhauer (Sayfa 43)
Emrah, bir alıntı ekledi.
24 May 17:07 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

Şöhret Bakterisi
Bu eski şehirde şöhret bakterisi var. Herkes ona yakalandı fakat ben kaçmayı başardım.

İcatlarım ve Hayatım, Nikola Tesla (Sayfa 60 - Alfa)İcatlarım ve Hayatım, Nikola Tesla (Sayfa 60 - Alfa)
Derya (Bahir) DENİZ, bir alıntı ekledi.
23 May 18:24 · Kitabı okuyor · Beğendi

Bu şöhretten geç Eşrefoğlu Rumi,
Ki aşıklara şöhret tuzak oldu;
Elin çek fariğ gol cümle cihandan;
Sana kim bu cihan bir uğrak oldu.

Müzekki'n Nüfus, Eşrefoğlu Rumi (Sayfa 9 - Salah bilici kitapevi yayınları/1983 basım)Müzekki'n Nüfus, Eşrefoğlu Rumi (Sayfa 9 - Salah bilici kitapevi yayınları/1983 basım)

Akif Emre'nin anısına...


'Akif Emre bugünün Mehmet Akif'ydi. 

Üç istanbul romanında Mithal Cemal Kuntay çok sevdiği arkadaşı Mehmet Akif'i şair Raif karakteriyle temsil etmişti. Üç İstanbul'da, yani Abdulhamid, Meşrutiyet ve İttihat Terakki İstanbullarında güç, şöhret ve para peşinde olanlar, emellerini, ihtiraslarını ideallerin arkasına gizleyenler, ideallerine inansa da ihtiraslarına gem vuramayıp kalbi sıkışanlar, tetikçiler, fahişeler, yolsuzlar, hırsızlar, hedonistler, hainler bir resm-i geçid yaparlar adeta. Şehrin panoramasını Yakup Kadri'nin Sodom ve Gomore, insanlarını Refik Halid'in Marko Paşa adlı papağan ile temsil ettiği, pusulaların şaştığı bir dönemde insanların yollarını bulmak için baktığı bir yıldızdır şair raif, başka bir deyişle Mehmet Akif.





Akif Emre'de 70'li yılların islamcılarındandı. davanın dava olduğu dönemin aktörlerinden. Gençlik fotoğraflarında da görülen, ölümüne kadar yüzünde kalan asaleti, ağırbaşlılığı, imanı, ihtirassızlığı davaya olan inancının bir yansımasıydı. Belki biraz da karakteri böyleydi ve davasını güzelleştiren de bizzat kendisiydi. Bu dava onun yüzünde güzel bir hal alıyordu.





Akif Emre büyük bir sosyal hareketin parçasıydı. Bu hareketin içerisinde bir insandı, bir bireydi. Sosyal hareketler bir anafor gibi çevresindeki insanları içine çekerler. Bir sosyolojik kader anafora yakın olanları içine alır, yutar, kendisinin bir parçası kılar. anaforun gücü arttıkça oportünistler de döngüye katılır. Onu daha da hızlandırır. Anafor zayıfladığında veya başka bir güç ile karşılaştığında ona kapılmış olan parçacıklar dağılır, insani zaaflar ortaya çıkar. İnsan eşrefi mahlukattır ama esfeli safilin potansiyelini de taşır. İnsani olan hiçbir şey bu yüzden şaşırtmamalıdır aslında. Akif Emre'nin de yozlaşma olarak gördüğü şey, aslında bir sosyal hareketin, onun içindeki bireylerin toplumsal, ekonomik, kültürel zaaflar, arzular ve hırslarıyla etkileşiminin doğal bir sonucudur. Hareketin üyeleri çoğunlukla bir sosyolojik kader sonucu oradadırlar. anafor oluşurken beliren duygular, arzular, idealler, kendilik algıları ütopik söylemlerle örülmüştür. İnsani olan bu söylemlerde ya gizlenmiş ya da temayüz etmeye imkan bile bulamamıştır. Anafor güçlendiğinde, özellikle bu güç sonucu iktidar mevzileri ele geçirildiğinde insani olan ile ideal olan karşı karşıya gelir, içten içe kopmalar başlar. Fakat bunları izhar etmek bireyler için tehlikelidir. Zira izhar durumunda bir dışlanma veya hareketten kopma ihtimali uzak değildir. Bu yüzden bireyin içi ile dışı arasındaki mesafe artar. Maske kalınlaşır. Yaşanan bu iç çelişkinin bastırılmaya çalışılması gücün kaynağının kutsanmasına, idealleştirilmesine yol açar. Çelişkilerin kutsal ideal için kaçınılmaz olduğu yargısı ihtilaçlı ruhları teskin eder. Söylem ile eylem, bireylerin içleri ile dışları arasındaki uçurum çamurla doldurulur. Bu içsel zaaf sonucu hareket daha otoriter bir hal alırken, hareketi oluşturan bireyler içsel yarılmayı yadsıyarak ötekine karşı daha bir nefret dolu hale gelirler. Bir sosyal hareketin yaşaması muhtemel sosyolojik bir uğraktır burası. Bir sosyal hareketin anaforuna kapılmış bireylerin yaşaması muhtemel bir sosyolojik kaderdir bu iç çatışması. 





Akif Emre, Türkiye'deki islamcı hareketin nadide üyelerinden biriydi. Müslümanlığını ve islamcılığını sosyolojik bir kader olarak yaşamayan az sayıda insandan biri olduğu için biricikti. O yüzden yalnızlaştı. Sanki Güney Amerika'da ya da Japonya'da doğsa da Akif Emre müslüman ve islamcı olurdu. Diğerlerini de kendisi gibi bilmek istedi. Olan biteni bir yozlaşma olarak gördü. Karanlıktaki bir yıldız gibi parlayarak insanlara istikamet üzeri olmayı hatırlatmayı tercih etti. Aslında Akif Emre boşuna üzüldü. Üzülmekte kendince haklıydı. Ama onun yozlaşma olarak gördüğü şey gerçekte, bir sosyal hareketin içinde sosyolojik kaderlerini yaşayan bireylerin insani niteliklerinin, toplumsal, kültürel, ekonomik unsurlarla etkileşim içerisinde temayüz ve belki tereddi etmesiydi. Aslında ütopyada mündemiç ve gizlenmiş olan tezahür etmişti.



Akif Emre insan üstü değildi tabii ki, fakat nadideydi, kışın açan bir açelyaydi. Müslümanlığı bir kader değil, bir tercihti. İnandı, inandığı gibi yaşadı. Bu yüzden de ölümü hareketin içindekileri üzdü. Hareketin üyeleri kendilerini görünür kıldığı için bir taraftan rahatsız olsalar da, eski ideallerini temsil eden o parlak yıldızın bulutların arkasında kaybolmasının matemini yaşadılar. Delişmen gençlik günlerine son kez bakabilmenin, bir idealin sönmesine şahitlik etmenin acısıydı belki de bu. Nihayetinde son islamcı, gerçek bir müslüman öldü.'
Allah mekanını cennet eylesin...