Çağımızın sorunu da tam olarak bu: İnsanlar her tarafa yayılmış bir anlamsızlık hissine kapılmış haldeler ki bu zamanımızın kolektif nevrozunun en aşikar semptomudur. Buna bir boşluk duygusu eşlik eder. 1955'te bu duyguyu "varoluşsal boşluk" olarak tanımladığım ve ifade ettiğimden beri arttı ve gerçekten dünyanın her yerine yayıldı. Sanayileşmiş toplumumuz ihtiyaçlarını karşılamanın peşinde, tüketici toplumumuz ise tatmin etmek amacıyla ihtiyaçlar yaratmak için fırsat kolluyor ancak insan ihtiyaçları arasinda en insani olan insanın hayatında bir anlam görme ihtiyacı tatmin edilmemiş durumda. İnsanların yeterince sıkıntısı var ama bugüne dek hiç olmadığı kadar uğruna yaşayacakları bir şeyleri yok. Bu en çok genç insanlarda görülüyor, bilhassa da depresyon, agresyon ve bağımlılıktan oluşan kitlesel nevrotik sendrom biçiminde. İntihara meyil, şiddet davranışları ve uyusturucu bağımlılığının aslında bir anlam yoksunluğu ya da kaybından kaynaklandığına dair çok sayıda ampirik kanıt mevcut.
İnsan olmak her zaman kendi benliği dışında bir şeye yönlendirilmek anlamına gelir. Bir diğer deyişle, insanın ayırt edici özelliği hayatta anlam ve amaç aramasıdır. Aziz Augustinus’un sözleriyle, hayatta bir anlam ve amaç bulup gerçekleştirmediği sürece kalbi huzursuzdur.
Cinsel şiddetin birincil olarak gençlerin tecrübesizliği ve cahilliğinden kaynaklandığı fikri, kadın düşmanı saldırganlığa, süregiden sapıklığa ve suçlulara fırsat tanımakta ve suçluları koruyan normlardan oluşan tecavüz kültürünü genişletmektedir.