Ama aklın duyguya baskın çıktığı bütün yüksek zekaların payına düşen inançsızlık, aşağı varlıklarda kesinlikle yıkıcı olur. İmandan, inançtan yoksun sıradan insan hayvan durumuna indirgenmiş bulur kendini; ama imanlı, inançlı bir üstün insan da alçalır. Her üstün insanın hem ahlaki hem de entelektüel düzlemde kendini kurban gördüğü bu korkunç paradoks buradan kaynaklanır: çünkü bu inançsızlığı hissetmemek, aşağı olmaktır; tıpkı başkalarına inançsızlık vaaz etmek gibi. Aşağı insan inançsız olamaz, çünkü inanç içgüdüsel varlıkların organik bir halidir. Bu nedenle inançsızlık, bu kadar az elverişli bir zemine düşerse, ya tersinden bir fanatizme ya teorisiz bir materyalizme, ya da saf aptallığa yöneltir.
Ben olmanın cehennemi, Mutlak Sınırlama, Uzak Evren'in Kovulmuş Varlığı olacağım! Artık ne Tanrı, ne insan, ne dünya olacağım; saf boşluk insanı bilinçli bir Hiçliğin sonsuzluğu yapar, adsız korku yapar, esrardan, hatta yaşamdan sürgün eder. Beni ihmal etmiş yaratılışın soyut hatası olan varlığımın ölü çölünde yaşayacağım sonsuza dek. Varoluşa geri dönüş yönündeki kısır arzunun, içimde sonsuza dek, gereksiz yere yandığını hissedeceğim.
Julia ile ben, biz evliyiz, tamam ama her birimizin kendi kişiliği, adı, etkinlikleri, özgürlüğü var. Aşk, ötekini bir öteki olarak tam anlamıyla kabul etmek demektir. Eğer bu öteki size çok yakınsa, ki durum budur, bana göre esas olan farklılıkta uyuma dayanmaktadır.
kendi kendime konuşurken fizyoterapistime arada terapistim diyorum diye kendimi zorbalıyorum haftalık terapiye giden burjuva mısın sen kendine gel diye🫶