çünkü kalbin de kendi gecesi ve kurdun ya da geyiğin avlanma içgüdüsü kadar vahşi kendi kıpırtıları vardır. rüya, arzu, kibir, bencillik, aşk deliliği, kıskançlık ve intikam hırsı insanın gecesinde, tıpkı çöl gecesindeki puma, akbaba ve çakal gibi pusuya yatmıştır. bu, insan kalbinde ne gece ne gündüz olan andır, ruhun gizli köşelerinden sürünerek vahşi hayvanlar çıkar, kalplerimizde bir şey kıpırdar ve sonra ellerimizi de oynatır; yıllardır, hatta belki onyıllardır ehlileştirdiğimiz ve terbiye ettiğimizi sandığımız şey…
bir yerlerde bir ırmak olduğunu düşünüp duruyorum. suları coşkun bir ırmak. suyun içinde iki kişi var ve birbirlerine tutunmaya çalışıyorlar, bütün güçleriyle uğraşıyorlar, ama sonunda dayanamıyorlar. akıntı çok kuvvetli. birbirlerini bırakmak, ayrı yerlere sürüklenmek zorundalar. sanırım bizim durumumuz da bu. çok yazık, kath, çünkü birbirimizi bütün hayatımız boyunca sevdik. ama sonuçta, sonsuza kadar birlikte olamayız.