“Araştırmacı yazar” dendiğinde ilk aklıma gelen isimlerden biri Emin Karaca. Bir yazar için erken sayılabilecek yaşta, Covid-19 nedeniyle yaşamını yitireli yaklaşık iki hafta oluyor. Açıkçası salgının bu boyutunu pek hesaba kattığımı söyleyemem. Sürekli vurgulanıyor, tablolarda, grafiklerde sayı veya oran olarak gördüğümüz kayıpların hepsi bir insanın hayatı. Her birinin ayrı hikâyesi, yakınları, dostları, sevenleri var. Fakat bir de Emin Karaca gibi yazdıklarıyla çok uzak hayatlara da temas etmiş, bizi pek çok insanın bilmediğimiz yanlarıyla tanıştırmış olanların kaybı var ki kendi çevresini aştığı için geride bıraktığı boşluk büyük.
Hafızamı yokladığımda Emin Karaca’nın adını ilk kez lise yıllarımda, sevdiğim bir arkadaşımdan duyduğumu hatırlıyorum. Kitap fuarı benzeri bir etkinlikten bahsederken “Emin Karaca da vardı, Nazım’ın Aşkları kitabını aldım,” demişti. Ne yalan söylemeli, isimleri aklımda kalmış olmasına rağmen kitap da yazarı da peşine düşeceğim kadar ilgimi çekmemişti. Birkaç yıl sonra, Attilâ İlhan’ın sık andığı Mustafa Börklüce, Hasan Tanrıkut, Esat Adil Müstecaplıoğlu gibi adların, Nâzım Hikmet’in şiirlerinde kimi gerçek adıyla, kimi başka adlarla karşıma çıkan hayatların tarihi merakımı uyandırırken yine çok sevdiğim bir başka dostum kısa süre önce okuduğu Eski Tüfeklerin Sonbaharı ile tanıştırmıştı beni. Mihri Belli, Sevim Belli, Vedat Türkali, Rasih Nuri İleri gibi yeni yeni aşina olduğumuz isimlerin bizzat yaşadıklarına, tanıklıklarına dair anlattıkları etkileyiciydi. Onların anlattıklarının yanına Şahap Bakırsan’ın, Şaban Ormanlar’ın, TKP’nin diğer önde gelenlerinin anıları da ekleniyordu. Emin Karaca eski tüfekleri konuşturdukça Mehmet Ali Aybar, Şefik Hüsnü, Mustafa Suphi, Kerim Sadi, Hikmet Kıvılcımlı daha bir ete kemiğe bürünüyordu sanki