Özer Or

Özer Or
@solomonspear
mühendislik, mimarlık, şehircilik, sosyoloji, tarih, bilim, edebiyat
Mühendis
Lisans
İstanbul
31 okur puanı
Mayıs 2020 tarihinde katıldı
Savaşa rağmen, savaşa karşı okumak
10/10
·216 syf.··
Beğendi
·
2023 25. kitabı
30 yıldır içerde var olan çatışmayı, askeri ve siyasal çabalarla sonuca vardıramamışken, ABD’nin Afganistan’ı, ardından Irak’ı işgali, Arap isyanları, Ukrayna’daki toplumsal yarılma ve Rusya ile AB’nin nüfuz mücadelesi, Suriye iç savaşı, IŞİD’in ortaya çıkışı gibi saymakla bitmeyecek kışkırtıcı etki arasında, Türkiye’nin güllük gülistanlık kalmasını bekleyen var mıydı bilemiyorum. Kaldı ki etrafımızda süren bu çekişmelerin çoğunun içerde de toplumsal siyasal karşılıkları, bu çatışmalara aktif veya pasif tutumlarla taraf olan güç odakları mevcut. Yaklaşık 10 yıldır istibdat rüzgârları estiren ve dışarıda Suudi Arabistan’la birlik olup eline çakmak verilmiş çocuk misali orayı burayı tutuşturmaya çalışan başımızdaki tek parti iktidarı da cabası. Bu ortamda kitaplardan, dergilerden söz etmek kolay değil belki, ama yapılması gerekenin bir parçasının da bundan kaçınmamak olduğunu düşünüyorum. İnsan kendinden ne kadar uzaklaşabilir ki? Gündelik hayatının üzerine çökmeye çalışan karanlığı nasıl yok sayabilir? Denemeli mi? Belki denememeli. Islık çalarak kaygılarımı bastırmaya, endişelerimizi yok saymaya çalışmaya yönelik değil gayretim. Okuma tercihleri, okur davranışlarının çeşitliliği, dergi okuru, kitap okuru ayrımı gibi konulara kafa yormak amacıyla eski kitaplarımı karıştırırken Hermann Hesse’in basılır basılmaz alıp keyifle okuduğum Öldürmeyeceksin başlıklı denemelerine gitti elim. Hesse’in okuyucuları kitaplarla kurdukları ilişki biçimine göre üçe ayırdığı; açlığını bastırmak için bir şeyler atıştırır gibi kültürel eksikliğini hissettiği bazı boşlukları doldurmak için seçtiği kitapları apar topar gövdeye indirenleri safdil okur olarak birinci gruba; kitap ve yazarı karşısında muzip bir çocuk edasıyla oyun oynamaya, yapıtın yazarın zaaflarını yakalamaya çalışan zeki
Edebiyat,Deneme
ÖldürmeyeceksinHermann Hesse · Yapı Kredi Yayınları · 2020494 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Düşüncenin Şair Yanı
8/10
·140 syf.··
Beğendi
·
2023 24. kitabı
O şair Cemal Süreya. Hani hemen her ay edebiyat dergilerinden birinin kapağında az sayıda meşhur fotoğrafının birinden türetilmiş illüstrasyon üzerine yapışık en çok bilinen dizeleriyle karşılaşmaya alışık olduğumuz şair. Daha evvel defalarca kullanılmış fotoğrafı, defalarca kullanılmış dizeleri, sınanmış satış başarısını riske atmayacak alışıldık tadı, bilindik imajıyla. Ortalama genç okurunun beğenisiyle, değer yargılarıyla uyuşmayacak, onun tabularını gıdıklayabilecek en ufak söz duyamazsınız Süreya’nın ağzından bu yayınların sayfalarında. Söyletmezler. Günün genel ahlâkına mugayir bir laf etmesine, kutsallara dil uzatmasına izin verilmez. Mevcudu sürekli toplayıp bölerek kendi kendinin ortalamasını ararken bayağılaşan ürünler kategorisinde olması ve kalması istenmektedir. Neyseki Cemal Süreya’yı ve benzerlerini çerçeveleyip duvara asmak, katlayıp çekmeceye koymak kolay değil. Dostum Güneş Ayas’la birlikte yaptığımız bir Beyoğlu gezisinin anı armağanı olarak elimde kalan Papirüs’ten Başyazılar’ı okurken üşüştü bu düşünceler zihnime. Güneş de bu yazıların peşine Tuncay Birkan’ın son çalışması Dünya ile Devlet Arasında Türk Muharriri’nde işaret etmesiyle düşmüş. Şapkam Dolu Çiçekle ve “Günübirlik”ler’in ağırlıklı olarak edebiyat meselelerini konu edinen yazılarından farklı Papirüs’ün başyazıları. Geniş bir çerçeve kurarak, konusunu tarihsel, toplumsal derinliği içinde, siyasal boyutunu da ihmal etmeden kavrama ve tartışma çabası çoğuna hâkim. Dünya ile devlet, devletle toplum, felsefeyle gerçeklik, ideallerle ödevler arasında sıkışmış kültür hayatımız, aydınların bu ortamın imkân ve sınırlarına göre biçimlenişi başlıca konularını oluşturuyor yazıların. Üçü dışında tamamı 1966-1970 arasında yazılmış. Cemal Süreya, çeşitli açılardan bakarak Türk edebiyatının ve Türk
Edebiyat,Deneme
Papirüs'ten BaşyazılarCemal Süreya · Yapı Kredi Yayınları · 2015333 okunma
“Çevrecilik” neyimize yetmiyor?
8/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2023 23. kitabı
“Yarın, gazeteler bunu ‘çevrecilere karşı çıktı’ diye yazacak. Ama ben çevrecinin daniskasıyım. Asıl çevreci benim. Belediye başkanlığımdan beri çevrecilik konusunda neler yaptığımızı özellikle İstanbul’da yaşayanlar çok iyi bilir.” Recep Tayyip Erdoğan Cuma Namazı sonrası otobüs üzerinden cemaate konuşma. 23 Ağustos 2008, Rize-Güneysu Pek çok muteber sıfatı “daniskalık” düzeyinde haiz olduğunu sık sık belirten Erdoğan’ın çevrecilik konusundaki iddiasını diğerlerine göre daha çok önemsiyorum. Sözü ve eylemi arasındaki ilişkinin en çok bu konuda kendini açığa vurduğunu, yalın gerçeği “gönül gözüne” filan ihtiyaç duymadan her bakan için görünür kıldığını düşünüyorum. Neden onun gibi ve onun kadar “çevreci” olamadığımızı sorguluyorum ister istemez. Tüm dünyada vazgeçilmeye çalışılan nükleer santraller Türkiye’de onun iktidarında inşa ediliyor. Dünyanın çöpü ayrıştırılmak, geri dönüştürülmek ve kısmen imha edilmek üzere Türkiye’ye onun iktidarında taşınıyor. Millet olarak bu işlemlerin hiçbirinin usulüne ve hukuka uygun yapılmadığını ancak uluslararası bir skandala yol açtıktan ve İngiliz başbakanı protestoların hedefi haline geldikten sonra öğrenebiliyoruz. Aynı dönemde Hasankeyf 12 bin yıllık tarihiyle Ilısu Barajı’nın sularına gömülüyor. Neredeyse kılcal sayılabilecek derelerine kadar Türkiye’nin akarsularının kapalı kanallara hapsedilmesi, bu su kaynaklarını besleyen havzalar üzerindeki tüm tasarruf haklarının çok uluslu şirketlere (ÇUŞ) devredilmesi onun iktidarında söz konusu olabiliyor. Karadeniz’in ormanlarında taş ocakları açılmasına izin veriliyor, halkın gece gündüz nöbet tuttuğu Kaz Dağı, onun çabalarıyla define arayan korsanlar gibi davranan madencilik şirketlerinin insafına ve vicdanına emanet ediliyor. Tarihin en büyük kazalarının gerçekleşmesi, yüzlerce
Ekoloji
Doğayı, Emeği, Yaşamı KorumakBeyza Üstün · İletişim Yayınları · 20213 okunma
Kişiselleştirilmiş gerçek
8/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2023 22. kitabı
“Bu konunun siyasetle ilgili değerlendirilmesini son derece yanlış bulduğumuzu dile getirmek istiyorum” diyor sayın bakan. Neyle ilgili veya nasıl değerlendirmemizi arzu ettiğini açıklamıyor. Herhalde hiç değerlendirmemiş olmamızı tercih ederdi. Nasıl olsa o değerlendiriyor. Gerçi onun değerlendirmesi de kendisinin değil, bir başkasının. Hepimizin yerine bir kişi düşünüyor. Bize düşen, değerlendirilmiş veya nasılsa er ya da geç değerlendirilecek olana kafa yormamak, kabullenmek, susmak. Kendi aramızda ne konuşacağız? Hepimizin adına yapılan değerlendirme kamuoyu ile paylaşılana kadar konuşmayacağız. Gerekirse bir saat, bir gün, bir hafta bekleyeceğiz. İlla değerlendirmek zorunda kalıyorsak da siyasetle ilgili hale getirip getirmediğimize dikkat edeceğiz. Deprem, sel, orman yangını, heyelan, maden kazası, besin zehirlenmesi, salgın hastalık, vs. Ne olursa olsun siyasetle ilgili değerlendirmeyeceğiz. Yerimize düşünenler henüz konuyu değerlendirmemişse yanlış algıya kapılmayacağız, çevremizdekilerin yanlış algıya kapılmasına neden olmayacağız. Gözümüzle gördüğümüze, kulağımızla duyduğumuza inanmayacağız. Neden? Doğru algıladığımızdan emin olmamız mümkün değil de ondan. Konu henüz değerlendirilmediyse bekleyeceğiz. Durum yalnız bize özgü değil. Dünyada da böyle ve benzer eğilim giderek yükseliyor. Yetki ve sorumluluk sahibi olanlar her ciddi sorun sonrasında bir süre susup seyrediyor, bir noktada sessizliklerine son verip sahneye çıkarak olayın yanlış algılandığını, yanlış değerlendirildiğini iddia ediyor. Aslında nasıl algılanması ve nasıl değerlendirilmesi gerektiğine dair farklı bir kurgu ilan ediyor. Kendilerinden önce değerlendirme yapanları algı yönetmeye çalışmakla suçluyor. Prof. Dr. Naci Görür, Kanal İstanbul projesiyle ilgili bir toplantıda ömrünü belli
Araştırma-İnceleme
Hakikatin ÖlümüMichiko Kakutani · Doğan Kitap · 201949 okunma
Belgesel hikâye yazarı olarak Emin Karaca
8/10
·296 syf.··
Beğendi
·
2023 21. kitabı
“Araştırmacı yazar” dendiğinde ilk aklıma gelen isimlerden biri Emin Karaca. Bir yazar için erken sayılabilecek yaşta, Covid-19 nedeniyle yaşamını yitireli yaklaşık iki hafta oluyor. Açıkçası salgının bu boyutunu pek hesaba kattığımı söyleyemem. Sürekli vurgulanıyor, tablolarda, grafiklerde sayı veya oran olarak gördüğümüz kayıpların hepsi bir insanın hayatı. Her birinin ayrı hikâyesi, yakınları, dostları, sevenleri var. Fakat bir de Emin Karaca gibi yazdıklarıyla çok uzak hayatlara da temas etmiş, bizi pek çok insanın bilmediğimiz yanlarıyla tanıştırmış olanların kaybı var ki kendi çevresini aştığı için geride bıraktığı boşluk büyük. Hafızamı yokladığımda Emin Karaca’nın adını ilk kez lise yıllarımda, sevdiğim bir arkadaşımdan duyduğumu hatırlıyorum. Kitap fuarı benzeri bir etkinlikten bahsederken “Emin Karaca da vardı, Nazım’ın Aşkları kitabını aldım,” demişti. Ne yalan söylemeli, isimleri aklımda kalmış olmasına rağmen kitap da yazarı da peşine düşeceğim kadar ilgimi çekmemişti. Birkaç yıl sonra, Attilâ İlhan’ın sık andığı Mustafa Börklüce, Hasan Tanrıkut, Esat Adil Müstecaplıoğlu gibi adların, Nâzım Hikmet’in şiirlerinde kimi gerçek adıyla, kimi başka adlarla karşıma çıkan hayatların tarihi merakımı uyandırırken yine çok sevdiğim bir başka dostum kısa süre önce okuduğu Eski Tüfeklerin Sonbaharı ile tanıştırmıştı beni. Mihri Belli, Sevim Belli, Vedat Türkali, Rasih Nuri İleri gibi yeni yeni aşina olduğumuz isimlerin bizzat yaşadıklarına, tanıklıklarına dair anlattıkları etkileyiciydi. Onların anlattıklarının yanına Şahap Bakırsan’ın, Şaban Ormanlar’ın, TKP’nin diğer önde gelenlerinin anıları da ekleniyordu. Emin Karaca eski tüfekleri konuşturdukça Mehmet Ali Aybar, Şefik Hüsnü, Mustafa Suphi, Kerim Sadi, Hikmet Kıvılcımlı daha bir ete kemiğe bürünüyordu sanki
Biyografi Söyleşi Röportaj
Eski Tüfeklerin SonbaharıEmin Karaca · Puslu Yayıncılık · 20139 okunma