“Kendisini tecrübe etmeden yahut o mukaddes vazifenin ehemmiyetini her türlü takayyütten vareste addedecek kadar kendilerinde duygusuzluk gördükleri halde evlenenlerden bahsetti. Kim bilir, şu genç kadın kimin, hangi baba ile hangi ananın nazlı bir kızıdır? Pek küçük iken evlenmiş olacak, çocuğundan öyle anlaşılıyor. Belki on beş on altı yaşında… Tutmuşlar bilmediği bir adama vermişler, “senin her şeyin işte bu adamdır”. demişler. Sonra ana baba ortadan kalkmış, dünyada bu adamdan başka kimse kalmamış. Bir ay ya mesut olmuş ya olmamış, kocası içmeye başlamış, nihayet bir akşam evde küçücük bir çocukla yalnız kalmış. Bu genç kadın ne yapar? Kocası nerede kalmış? Bu gaybubet tekerrür eder olmuş. Nereye gidiyor? Nerede kalıyor? Bir türlü farziyet silsilesi ki her biri ciğerlerinde bir başka yara açıyor, isteğini anlatamıyor, ağlasa kıyametler kopuyor.”