Bir gün gelecekte yanımda olursan eğer ve ben hâlâ çocuk olursam, ilk okuyacağın bu cümleler olacak. Göreceksin ki senin çocukluğun için çabalayanlar vardı.
Ama bir gün yan yana gelirsek ve sana bu satırları okutmazsam anlayacaksın ki benim çocukluğum bir türlü kurtulamamış; biz, hepimiz geçmişin küllerinde yok olmuşuz.
“Sadece Koza”
Yine de Lâl, yine de günlüğümün her sayfasını sana feda edeceğim ve bir gün dönmen umuduyla her gün seninle geçirdiğim anılarla dolduracağım.
Nerede, nasıl mutluysan öyle kal, benim ilk cümlem sensin, son cümlem de sen olacaksın.
“Birinci Sokak Nöbetçisi, Bartu Sarca”
“Emma yattıktan sonra senin için birkaç şişe şarabım var.”
“Benim için mi?” diye sordum.
Gülümsedi. “Senin için. Eve hoş geldin Liz.”
Ev.
İçimdeki acının ne zaman geçeceğini merak ettim.
Keşke zihinlerimiz dosya dolapları gibi olsaydı ve en sevdiğimiz anılarımızı istediğimiz zaman titizlikle düzenli bir sistemin arasından çekip alabilseydik.
Bir romanda yazarın şu sözlerini okumuştum: “ Hiçbir ruh eşi dünyadan yalnız ayrılmaz; diğer yarısından bir parçayı da beraberinde götürür hep.” Bu konuda haklı olması hiç hoşuma gitmemişti.