balkan harbi, trablusgarp direnişi, yemen isyani, cihan harbi ve milli mücadele,
goz acip kapayincaya elden cikan balkanlar, ırak, hicaz, filistin,
vatanindan sürülen, camilerde yatan muhacirler,
cephelerde verilen milyonlarca kayıp, sarikamis'ta soguktan, kanal'da sıtmadan ölen askerimiz,
cephe gerisinde eşkıyalık, açlık ve sefalet, 6-7 milyona düşen nufus,
yıkılan imparatorluk, devrilen saltanat, isgal altinda izmir, bursa hatta 1000 yillik payitaht istanbul,
yerle yeksan olmus bir cografyada kadim bir imparatorlugun yikintilari uzerine kurulmus genç cumhuriyet, savaştan bitkin düşmüş bir halk ama daha soluk alamadan gelen (ve gelmek de zorunda olan) yagmur gibi yağan devrimler
500 senelik bir donem icin bile bas döndürücü olan bu olayları, bu topragin insanlari 15 senede yaşadı.
huzur bu travmanin yani huzursuzlugun romani.
daha yeni yeni emeklemeye başlayan cumhuriyet henuz kimligini bulamamistir. ne büsbütün eskiyi terk edebilmiş ne de yeni nizamin işleyişine kendini birakabilmistir. bu kimlik bunalimina bir de yaklasmakta olan ikinci cihan harbinin endişesi eklenir.
buhranin orta yerinde birbirinin varligina sarılıp yürüyen mumtaz ve nuran'in hikayesine istanbul'un her seye ragmen yok edilemeyen guzelligi eslik eder, arkadan dede efendinin nagmeleri duyulur.
bir bahar dalinin altına sığınır gibi birbirine sığınan bu aşıklar, etraflarindakilere kendi içlerindeki saadet duygusunu gecirirler, kisa da olsa istanbul'un huzurlu zamanlari hatirlanir. yahya kemalin dedigi gibi
düşülür bir hayale, zevk alınır
belki hala o besteler çalınır
gemiler gecmeyen bir ummanda