Bu yazıyı yazmama vesile olan karakter yoksunu arkadaşıma teşekkürlerimle…
Sahi, 15 yıl dile kolay değil mi? Ömrümüzün yarısı kadar birbirimizi tanıyorduk. "En yakın dostumsun," demişti benim için. Ruh bazen fahişedir; ne yaparsan yap düzelmez. Son bir yılda dolaylı olarak beni ahlaksız ilan ettiğinde, aslında ipler çoktan çözülmüştü.
Sahi, neydi “ahlak”? Sana göre sadece bir zardı; bana göre ise bir duruş, bir ilke, bazen de bir başkaldırıştı. O gün, yaklaşık bir yıl önce, o evden kafamdan kaynar sular dökülerek çıktığımda bitmişti bizim arkadaşlığımız aslında. Ve sonrasında olanlar, bitenler… Hayatına birini aldığında hep yok saymalar, değersizleştirmeler… Yalnız kaldığında ise ilk çaldığın kapı olmalar…
Sahi, tüm köprüleri tertemiz duygularla kuran bendim, değil mi? Aslında senin tarafından uzanan bir köprü falan yoktu. Sözlerin, senin kadar sahte ve buram buram ikiyüzlülük kokuyordu. "Mecburdum," demeyeceğim. Sadece içimdeki iyi insanı el birliğiyle bıçaklamanızdan yorgunum. Kimseye güvenim kalmadı; kimsenin dostluğuna inanacak takatim de… Hepiniz gibi ben de mi plastikleştim yoksa? Naylon hayatlar…
Yalnızlaştım sadece, çok yalnızlaştım. Bir koruma psikolojisiydi bu; ikiyüzlü, menfaatçi ve maskeli insanlardan kendimi, ruhumu koruyabilmek için. Psikoloğum, "Hâlâ onunla arkadaşlığını devam ettiriyor musun?" diye sorduğunda, "Evet, o aslında özünde iyi biri," demiştim. Senin ne kadar naylon olduğunu görmemiştim ya da göz ardı etmiştim. Diğer arkadaşlarının arkasından demediğini bırakmadığında bu arkadaşlığı bitirmeliydim belki de.
Bu yazıyı sana yazmıyorum; senin gibi karakteri naylon olan insanlara ithaf ediyorum. Hayatında hiçbir zaman mutlu olamayacağını biliyorum. Anca arkadaşını, sevgilini, eşini, aileni kandırmakla geçecek hayatın. Sen hiçbir zaman dürüst