Bu alıntıyı yazarken o şarkının çıkması…
+Her perşembe sen de mi buraya geliyorsun? - Evet, buraya gelip Nadir'le dertleşiyorum. Ve bunu okuyorum. +Çok zaman geçti, çok şey değişti. - Değişti. Okuma yazmayı öğrendikten sonra günlüğümün ilk sayfasına seni yazdım. Nadir bu sırrı ilk bilen kişi, ikincisi de sensin. Sen kimi yazdın? Anladım. Önder bana ders vermeye başladığında ondan istediğim ilk şey neydi, biliyor musun? Seninle iletişim kurabilmek için işaret dilini öğretmesini. O bana herkesin bildiği işaret dilini öğretti, biz de kendi aramızda bir dil oluşturduk. Ama kendimden önce ilk öğrenmeyi istediğim şey de senin içindi. Sen benim için ne istedin? O sokakta seni tutan kişi olduğum ve kaçmanı engellediğim için senelerce vicdan azabı çektim. Bıraksaydım daha güzel bir hayatın mı olurdu, diye düşünmeden edemedim. Sen benim için hangi konuda vicdan azabı çektin, Lâl? Sen ölme diye kaç kez senin için kendimi feda ettiğimi sayamadım, Lâl. Sen benim için kaç kez kendini feda ettin? Bunu istemezdim zaten. Cevap vermene gerek yok. Seni sevdiğim hatta âşık olduğum için boyun eğdiğim her şey bu günlükte yazıyor, Lâl. Senin günlüğünde hiç bana olan aşkın yazıyor mu? Sen böyle susuyorsun diye ben sessizliğinde kaç kez seni anlamaya çalıştım Lâl. Sen beni duyabildiğin halde kaç kez anlamak istedin? Ben kabullenilmesi zor bir çocuktum. Küçükken her şeyin farkındaydım. Gördüm ve duydum. İlk dışlanmam değildi elbette, alışkındım ama dışlandığım için ilk kez canım acımıştı çünkü siz ailemdiniz. Olsun demiştim, canımı yakacak olan ailem olsun. "Lâl, benden utanıyor musun? Sen de mi utanıyorsun? Neden benimle konuşmuyorsun? Neden benden kaçıyorsun? Dün akşam sana sarılmak istediğimde bana neden sarılmadın, Lâl? Utandığın için mi? Beni sevsene, Lâl. Beni bir kez sev." İlk günlüğüm, ilk cümlelerim ama hepsi senin içindi.
Alıntı
İlk-son bahar çok yakın...
Birkaç gün evvel Nuran Müm­taz'a ilk kırlangıç kafilesinin başları üstünden geçtiğini göstermiş­ti. Bu sabah da yahya, yolda bulduğu üç kuru meşe yaprağıyla gel­mişti.
Sayfa 212·Kitabı okuyor
Edebiyat
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Başka insanların düşüncelerini biz miras yoluyla alırız. Tekerlek de miras kalmıştır bize. Onu alır, araba yaparız. Derken araba değişir, otomobil olur. Otomobil de uçak olur. Ancak bu sürecin tamamında, bizim diğerlerinden aldığımız tek şey, onların düşüncelerinin ortaya çıkardığı son üründür. Eylem gücü, bu son ürünü alıp malzeme olarak kullanan, oradan bir sonraki adımı ortaya çıkaran yaratıcı güçtür.
Sayfa 967 - Pegasus Yayınları 1.baskı·Kitabı okudu
Alıntı
Bir yelkovandan gerçeğe daha yakın bir başka şey var mıdır? Ne var ki bize zamanın eğilip bükülebilirliğini öğretmek, sadece en küçük hazzı ya da acıyı gerektirir. Bazı duygular bunu hızlandırır, bazılarıysa yavaşlatır; ara sıra da kaybolmuş gibi gözükür zaman, ta ki bir daha asla dönmemek üzere gerçekten de kaybolduğu son noktaya dek.
CHP'nin seçimleri kaybetmesindeki etkenlerden biri de kuşkusuz vatanperver duyguları zayıflamış, Atatürk zamanında gerçekleştirilen devrimlerin özümsendiği rehavetine kapılmış, "Atatürkçü" maskesi taşıyan ama özünde o heyecanı taşımayan, halktan kopuk siyasetçi figürlerinin ortaya çıkmasıdır. CHP ik­tidarı döneminde son Genel Başkan vekili olan Hilmi Uran'ın "Hatıralarım" adlı kitabında "Umumi bir iktisat programını biz yapamamıştık." demesi, kifayetsizliğin derecesini göstermek­tedir. Ki bu, aklın ve bilimin ışığında çalışarak ülkeyi çağdaş toplumların refah düzeyine ulaştırmayı hedefleyen Kemalizmin ruhuna aykırıdır. 14 Mayıs 1950 seçim yenilgisi Atatürk'ün son yıllarında boy vermeye başlayan böylesi olumsuz bir birikimin sonucudur.
Zaman içinde yaşıyoruz -zaman bizi tutuyor ve kalıba döküyor- ama ben bunu çok iyi anladığımı asla hissedememişimdir.