Bu sefer nedense zorla okudum. Diğerleri kadar akmadı sanki. Son 50 sayfası hızlanıyor işler. Yine tqbi ki ters köşeli kitap :)
Okunur neden olmasın.Çok waoow değildi ama olsun.
Herkese merhaba Puslu Kıtalar Atlası, okurken beni hem zorlayan hem de etkileyen kitaplardan biri oldu. İlk bölümlerde olayları ve karakterleri anlamakta güçlük çektim. Hatta zaman zaman ne anlatıldığını kaçırdığımı düşündüm. Ancak sayfalar ilerledikçe romanın parçaları yavaş yavaş birleşmeye başladı ve kitabın asıl gücünün burada olduğunu fark ettim.
En sevdiğim yanı, olayların tahmin edilemez olmasıydı. Her bölümde farklı karakterlerle karşılaşıyor, her karakterin hikâyeye ayrı bir renk kattığını görüyorduk. Başta birbirinden bağımsız gibi görünen olayların ve kişilerin sonunda ustalıkla birbirine bağlanması beni oldukça etkiledi.
Bünyamin'in kendi ölümünü görmesi, bazı bilimsel ve matematiksel çözümlemeler, Kehanet Aynası bölümü, Ebrehe ve Zülfiyar karakterleri ve romanın son kısmı hafızamda en çok yer eden bölümler oldu. Özellikle Uzun İhsan Efendi'nin yaşadıkları beni derinden etkiledi. Son bölümde Bünyamin'e yazdığı mektup ise kitabın en güzel kısmıydı. Bütün bu karakterlerin neden ve nasıl var olduğunu anladığımda kitap bambaşka bir boyut kazandı. O noktada roman sadece bir macera hikâyesi olmaktan çıkıp daha duygusal ve düşündürücü bir hâl aldı.
Kitap boyunca sıra dışı olaylarla karşılaşsak da beni asıl etkileyen şey, rüya ile gerçek arasındaki sınırın sürekli belirsizleşmesiydi. Roman, okura kesin cevaplar vermek yerine sorular sordurmayı tercih ediyor. Bu yönüyle kitabı bitirdikten sonra bile üzerine düşünmeye devam ettim.
Ayrıca İhsan Oktay Anar'ın dili de romanın atmosferini güçlendiren en önemli unsurlardan biriydi. İlk başta alışması zor olsa da, ilerledikçe o özenli, süslü ve zengin anlatımın hikâyeye çok yakıştığını düşündüm. Kitabı bitirdiğimde aklımda sadece olaylar değil, hissettirdiği düşünceler de kaldı. Özellikle “Dünyadaki en büyük
#morsandıktakiyazılar
Kitap Adı: Kryon, Yuvaya Yolculuk
Yazar Adı: Lee Caroll
Çeviri: Semra Ayanbaşı
Sayfa sayısı: 296
Kitap türü: Kişisel Gelişim, Parapsikoloji, Gizem
Kitaba çok değer verdiğim bir arkadaşımın tavsiyesiyle başladım, bitince tek dediğim şey "waooow" oldu.
İnanılmaz muazzam bir kitap PDF formatında olmuş olsada, okunmaya değerdi.
Yazar harika bir kitap yazmış, farklı bir kitaba başlamama rağmen, ona ara verip bu kitaba devam etmemi sağlayan değişik kurgulu bu kitabı, çok başarılı buldum.
Kesinlikle herkesin okuması gereken bir kitap
Kitapta Mike Thomasın kendi arayışını ve ona yol gösteren 7 gizemli ve değişik renkli meleklerin hikayesine konuk oluyorsunuz.
Mike Yuvaya dönüş yolculuğunda 7, farklı evi ziyaret eder, kiminde yol haritasına, kiminde yolculuk için gerekli bilgilere, kiminde ise biyolojik tecrübeleri, kiminde saf sevgiyi, kiminde ise yol için gerekli malzeme ve aletleri, kiminde ise sorumluluk neydi, kiminde ise ilişkilere dair yüzleşmeleri ve son olarak kendi değerinin anlamını deneyimliyor Mike. Tüm yol boyunca onu takip eden gizemli ve korkutucu bir varlık onu huzursuz ediyor ve bu varlık aslında onun kendi içindeki karanlık tarafını simgeliyor
Her şeyin iyi olduğunu düşünmeyin öyle anlar var ki kitapta insanın kendi hakkında ve hayatı boyunca öğrendiği ezberleri ve taşıdığı yüklerin kimseye iyi gelmediğini fark ediyorsunuz
Yazar o kadar güzel yazmış ki, her bir cümlede kendi hayatınız ve yaşadığınız her bir an gelebiliyor aklınıza.
Kitaptan bir kaç alıntı:
- Sonra onlar kendi evlerine, ailelerinin, köpeklerinin, sevgi dolu çocuklarının yanına giderlerdi. Michael ise onun için neyin nerede yanlış gittiğini düşünürdü.
- Bir ruya sizin realitinize benzemeyebilir ama aslında Tanrı'nın realitesine düzenli olarak deneyimlediğimiz her
Gönülleri Fetheden Adam EDDAİNecati İlmen
Necati İlmen’in kaleme aldığı "Gönülleri Fetheden Adam: EDDAİ", salt bir biyografi kitabı olmanın çok ötesine geçen, arkasına aldığı güçlü tarihî rüzgârla okuyucuyu derin bir yolculuğa çıkaran muazzam bir dönem romanıdır. Eser, 472 sayfa gibi oldukça hacimli ve kalın bir yapıya sahip olmasına rağmen, yazarın üslubundaki akıcılık sayesinde sayfaların nasıl aktığını fark ettirmiyor ve okuyucuya son derece keyifli bir anlatım sunuyor. Romanın temel odağında, Üstad Bediüzzaman Said Nursî hazretlerinin hayatı ve onun ilmek ilmek dokuduğu ölümsüz eseri Risale-i Nur külliyatı yer alıyor. Kitap, onun ömrünü adadığı imân davasını ve bu uğurda çektiği çileleri merkezine alırken, bu mübarek hayatı en ince ayrıntısına kadar, son derece detaylı ve kapsamlı bir anlatımla okuyucuya aktarıyor.
Eseri biyografik muadillerinden ayıran en ilginç ve hoş düşünülmüş özelliklerinden biri kurgu tekniğidir. Roman, biyografik bir çizgide ilerlese de aslında otobiyografik ve kurgusal bir döngüye sahip. Hikâye, bir sahaf dükkanında Risale-i Nur’un bizzat konuşmaya başlaması ve oradaki diğer kitaplara Bediüzzaman Said Nursi hazretlerini anlatmasıyla açılıyor. Romanın sonunda ise hikâye yine aynı sahaf sahnesine geri dönüyor ve Risale-i Nur konuşmasını bitirip susuyor. Bu metaforik anlatım, kitaba harika bir derinlik katmış. Ayrıca romanda mekanların ortaklığı üzerinden yapılan zaman geçişleri de çok başarılı bir şekilde kurgulanmış. Mekan aynı kalırken, zamanın bazen geçmişe bazen de Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin son dönemlerine kayması, iki farklı devrin aynı dekor içinde iç içe işlenmesini sağlıyor ki bu da anlatıyı sıradanlıktan tamamen uzaklaştırıyor.
"EDDAİ", içinde buram buram tarih barındıran, olayların kronolojik ve şeffaf bir şekilde ele alınmasıyla öne çıkan bir romandır. Roman
Bu kitabı 28 saatte bitirdim. Bitirdim diyorum ama tam olarak doğru değil. Çünkü bazı kitaplar son sayfada bitmiyor. Kapağını kapatıyorsun, sonra gelip kafanın içinde yaşamaya devam ediyorlar.
Vejetaryen’i okurken sürekli huzursuzdum. Kötü anlamda değil. Bir rüyadaymışım da bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyormuşum gibi. Ama neyin yanlış olduğunu bir türlü bulamıyordum.
Bu kitap bana bir insanın değişmesini anlatmadı. Daha çok, bir insanın kendisinden beklenen şeyleri yavaş yavaş üzerinden çıkarışını anlattı.
Okurken birkaç kez durup tavana baktım. Birkaç kez de kitabı kapatıp “Bu neden bu kadar etkiledi beni?” diye düşündüm. Hala tam bir cevabım yok.
Belki de beni en çok etkileyen şey, kitapta kimsenin tam olarak anlaşılmıyor oluşuydu. Herkes konuşuyor ama sanki kimse birbirine ulaşamıyor. Aynı evde yaşayan insanlar bile birbirlerine kilometrelerce uzak gibi.
Vejetaryen’i okurken sık sık şunu düşündüm:
Bir insan gerçekten kimdir?
Kendisi hakkında anlattıkları mı?
Başkalarının onda gördüğü şey mi?
Yoksa sessizce içinde taşıdığı ve kimseye gösteremediği tarafı mı?
Bu kitap bana cevap vermedi. Tam tersine, daha fazla soru bıraktı.
Bazı kitaplar seni rahatlatır.
Bazıları seni eğlendirir.
Ve bazıları da zihninin bir köşesine oturup uzun süre hiçbir yere gitmez.
Vejetaryen benim için üçüncü türden bir kitap oldu.
Merhabalarrr. Bugün Zalim Prens serisinin son kitabı olan #3.5'uncu kitabıyla karşınızdayım. Bu kitap novella olarak geçiyor. Önceki kitapları okumayanlar için spoi uyarısı!!!!
Kitapta Cardan'ın geçmişinden ve 3. kitaptan sonra olan birkaç olaydan bahsediliyor. Kitabın 3.dille yazılması çok hoşuma gitti. Masalsı bir hava katmış. Kısa kısa öykülerden oluştuğu için su gibi aktı. Kitabın içindeki çizimlere de bayıldım. Durup durup baktım. En arkaya taslak çizimleri koymaları çok hoş olmuş. Çizimlerin yapım aşamalarını görmek hoşuma gitti.
Başta kitabın adına anlam veremedim ama okudukça anlam kazandı. Troll bir kadın Cardan'a küçükken bir hikaye anlatıyor. Cardan gençken bu kadınla yine karşılaşıyor. Kadın bu sefer aynı hikayenin farklı bir versiyonunu anlatıyor. En son da Cardan Yüce Kral olduktan sonra karşılaşıyorlar. Bu sefer Cardan o hikayeyi kendine göre değiştirip Troll kadına anlatıyor. Farklı öyküler de olsa Cardan ve Troll kadının karşılaşmalarına ağırlık verilmiş.
Eleştireceğim olumsuz yanlarına gelecek olursam: Hikayeler çok kısaydı. Devamında ne olacak merak ettiriyordu ama yazar yazmamış. Ayrıca daha farklı geçmişten sahne görmek isterdim. Evet Jude'dan nefret ediyordu ama kısaca bahsedildi. Kağıda jude, jude, jude yazdığı kısmı, Jude'u göle attığı sahneyi daha detaylı görmek isterdim. Jude'u sürgüne yolladıktan sonra ona yazdığı mektuplardan bahsedilebilirdi.
Kitapta en çok hoşuma giden öykülerden biri Cardan'ın aldatılma anıydı. Cardan aldatılmasına rağmen Nicasia'yla takılmaya devam ediyordu ama sebebini bilmiyorduk. Bu öyküyle oturdu.
Kısaca zevkle okuduğum çevirinin de kurbanı olmayan bir kitaptı.