Yiten gençliğimin, nasırlı avuçlarıyla getirmek istedim sana gülleri, Ama sen dikenlerine takıldın, Siyah beyaz dünyamdan gökkuşağı açtım sana, Sen yağmura tutuldun, Yorulan yüreğimi taht eyledim huzuruna, Yerini beğenmedin, Dünlerini sormadan sevdim seni, Bugünlerime düşman oldun, Ağzımla kuş tutsam, kanadını beğenmedin. Benliğimden, öfkemden, beni ben yapan her şeyden ödün verdim, Daha fazlasını bekledin, Sana asla yetemedim, İlk haline aşık, son haline kırgınım.
Güneşin alevden saçları yalıyorken son kez sarı başakları Kuş sesleri ve cırcır böcekleri ve fakat sonra iki tane inek biri anası ve danası Çok şükür henüz köpek yok Çivilendim yerimde kıpırdayamıyorum Korkuyor muyuz sanki, yoooğ Salakoğlu salak Götün yemiyorsa Niye çıkarsın dağlara.. Korkaksın olum sen Korkak!
Reklam
En güzel zamanlarda, hak ettiğine inandıklarına kullanmak üzere biriktirdiğin ama son kullanma tarihi geçen şık kelimeler vardı bir de değil mi ?
Kaygılı bir insansan sana verebileceğim en gerçek tavsiye şu olurdu: Hayatı gözünde biraz küçültmeyi öğren. Çünkü insanı en çok yoran şey, yaşadığı olaylar değil; onlara yüklediği anlamlar oluyor bazen. Bir görüşmeye giderken sanki bütün geleceğin o odanın içindeymiş gibi davranma. Bir insanla tanışırken onu kaderinin son durağı sanma. Yeni bir şeye başlarken daha başlamadan “ya olmazsa” diye kendini tüketme. Çünkü zihnin sürekli her şeyi “ya kazanırım ya kaybederim” noktasına taşıdığında, en basit şey bile ağır gelmeye başlıyor. Oysa hayat bazen sadece yaşanması gereken anlardan ibaret. Her şey büyük bir kırılma noktası olmak zorunda değil. Bazı insanlar geçer, bazı yollar kapanır, bazı şeyler istediğin gibi olmaz… ve buna rağmen hayat devam eder. Kendine biraz izin ver. Her konuşmayı bir sınav, her hatayı bir felaket, her vedayı dünyanın sonu gibi görmeyi bırak. Çünkü insan en çok da sürekli tetikte yaşamaktan yoruluyor. Sürekli güçlü durmaya çalışmaktan, sürekli doğru kararı vermeye uğraşmaktan, sürekli kontrol etmeye çalışmaktan… Halbuki bazı şeyler akışına bırakılınca güzelleşiyor. Bir işe sadece deneyim olsun diye başlamak, bir yere sadece görmek için gitmek, bir insanı sadece tanımak için dinlemek… Bunlar sandığından daha huzurlu şeyler. Ve şunu unutma: Rahatlayan bir zihin, korkan bir zihinden her zaman daha doğru düşünür. Çünkü insan sakin olduğunda hayatla savaşmayı bırakır; yaşamayı öğrenir.
Duygular
Uçurum
Uçurumun kenarındayım. Arkamda geçmişimden alacaklılar, önümde ise geleceğim. Zaman geçiyor ve sanki hepsi mehtâbı bekliyor. Geçmişimi Kötü Kullanıp, Geleceğimi ise hiçe saymıştım. En azından güzel sonla intikam almak istiyorlardı. Haklarıda yok değildi. ​Nedensizce sırıtıyordum. Sağdan veyahut soldan kaçmak geldi aklıma lakin oraları bile doldurmuşlardı. ​Kendimi bu Kainatın hem en cesur hem korkağı gibi hissediyorum. Uçurumdan Korkmuyor lakin Sonrasında ne olacağını bilmediğimden Korkuyordum ​Bana niçin bunu yapıyorlar. Direkt son verseler. ​Artık gitmek zamanı gelmişti. Vakit geldi. Hali ile veda etmekde gerekti. Tüm herşeye, sevdiğim herkese çiçeklerin açtığı, sümbüllerin öttüğü hayvanların otlandığı güzel bir bahar gününde buluşmak dileği ile...
Alıntı
Nörobilimde son yıllarda geliştirilen optogenetik teknolojisi, belirli nöron gruplarını ışığa duyarlı hale getirerek onları dışarıdan lazerle kontrol etmeyi mümkün kılıyor. MIT'de yapılan deneylerde, farelerin hipokampusundaki belirli anı izleri (engramlar) tespit edildi. Fare korku dolu bir ortamdayken bu nöronlar manipüle edilerek, hayvanın aslında hiç yaşamadığı sahte bir korku anısı (ya da tam tersi, güvenli bir yerdeymiş hissi) beyne yapay olarak enjekte edildi. Bu, hafızanın ve kimlik algısının sadece anlık elektriksel kombinasyonlardan ibaret olduğunu kanıtlayan en somut verilerden biridir.
Biyoloji
Reklam
Reklam