Kalabalığa katıldık sonunda
Gövdemizden başka sözümüz kalmadı
Güzelliği küfre çevirdik
Biz de herkese bağırıyoruz
Topuklarımızda sızlayan bir vicdanın
Son seslerini de
oturarak boğmayı başardık
Aptallık bile geçirmiyoruz artık.
Hepimiz kendimizi gömdük geliyoruz.
İstikrarsız ilişkiler, romantik ilişkilerin son derece hararetli ve genellikle kısa süreli olduğu ergenlik ve yetişkinlik çağına uzanır. Borderline birey, bir gün partnerinin çılgınca peşinde koşuyorken ertesi gün onu sepetleyebilir. Daha uzun süreli -genellikle yıllardan ziyade haftalar ve aylarla ölçülen- ilişkiler, genellikle öfke, merak ve heyecan çalkantılarla doludur. Bu, çocukluk döneminde aşırı duyarlılığı ve mesafe koyma tercihini gösteren araştırma sonucuyla ilgili olabilir.
Hannah Arendt, onu başkalarından ayıran azize ruhuyla, "Modern insanın duygusal eğilimi gücenikliktir," yazmıştı. "Ona verilmiş her şeye, hatta bizzat kendine, insanın ve kendinin yaratıcısı olamayışına güceniklik duyar."
Gücenmek. Çehrelerdeki donukluğu, sürekli hak talep etmenin küstahlığını, şeyleri biriktirme telaşını, günlerimizi belirleyen bulimik boşluğu doldurma durumundaki hali ve duyguları daha iyi açıklayabilecek bir terim yoktur. Faniliği kabul etmeye ve bizi ona bağlayan gizemli ilişki konusunda kendimizi sorgulamaya yanaşmadığımız için, son anda katıldığımız süpermarket yağmalamasında olabildiğince çok şey kapmaya, şenlik bitmeden bunları sepete atabilmeye uğraşır gibi bir halimiz var. Anlamaktan vazgeçtiğimiz, bize sunulana isyan ettiğimiz, her çehre ve kaderin arkasında gizlenen geçiciliği ve gizemi huzurla seyretmekten vazgeçtiğimiz için, kendimizi kurtarmak adına nesneleri, enerjileri, bilgileri toplamak-tan başka çaremiz kalmıyor. Bir şeyleri kaybetme korkusuyla her şeyi sımsıkı çevremizde tutuyoruz ve bu korku yüzünden aslında yitirdiğimiz şeyin hayatın ta kendisi olduğunu fark edemiyoruz. Yılların sayısını değil hayatın niteliğini, yoğunluğunu, onu her ne olursa olsun ve daima yaşamaya değer kılan nedenleri gözden kaçırıyoruz
Mezarlar, bize kendimizin son bulacağını duyurarak bizi korkuturlar; fakat yapıtlarımızın düşüncelerimizin gereksiz bir süsü olacağını, geçmişin bağışlayan bir lütufla bunları bir köşeye saklayacağını hisseder etmez, düşüncemizin, sanatımızın, ruhumuzun en ince gururu, en duygulu yeriyle sızlar ve inleriz.