Bu Da Benim Hikayem...
Bundan tam 3 sene önce bu zamanlar da finaller açıklanıyor ve hiçbir şey istediğim gibi olmuyor, çıktım balkona bir güzel ağladım, yatay geçiş işi olmayacak gibiydi. Arkadaşım var onunla başvuru günü geldi, benim ortalama ona göre çok düşük, dedim beni almazlar ama hadi beraber yapalım, sonuçlar acıklandı ve o sene 3 kişi yerine 5 kişi alınmış ve son 2 kişi de biziz. Bugün yine o gün gibi balkona çıktım ve bir an aklıma geldi, evet şimdi mezun oluyorum, sımdı de ben iş bulabilir miyim diye düşünüyordum, sonra dedim ne kadar nankörüm be guvensene Allâh'ına, çizmis yolunu sen et duanı, boş yere sıkma canını.Dıyecegım o ki bilmediğin bir gelecek için önceden tasalanmayın,Allah'a güvenin ve bol dua edin💗
Alıntı
Yaşamak denen şey nedir bilmiyorum Dildâde, ve anlamıyorum da nasıl olur da kendimi bu kadar şımartırım? Bir tarafta doğarken şehit olan bebekler, bir tarafta idam edilecek babasına son kez sarılacak çocuklar, bir tarafta açlıktan ölenler, işkenceye maruz bırakılanlar, öz yurdunda parya olanlar, kaçırılıp tecavüz edilenler... Ben bunların yanında hangi konuyu dert diye anlatabilirim ki sana? Ümmetin derdiyle dertlenmediğim yetmezmiş gibi nasıl olur da bir derdim var diye haykırırım? Kendime çok kızıyorum Dildâde. Hiçbir şey yapmıyorum, elimden gelenleri ardıma bırakıyorum, duama ilk kendimle başlıyorum... Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de aynı cenneti istiyorum bu sınanmamış hâlimle. Ne oldu bana Dildâde? Bu ümitsizlik, yorgunluk, tahammülsüzlük ne diye bende var? Bunca imtihanı ben mi yaşadım ki? Babası ölüme götürülen ben miyim? Bombalarla uyanan ben miyim? Aç uyuyan ben miyim? Ben miyim zorla orucu bozulan?.. Değilim Dildâde, değilim ve sanıyorum rahatlıktan bütün bunlar. Ama sana da kızıyorum. İnsan sevdiğini uyarır, hatası varsa vurur yüzüne. Ki sen de haklısın. Söyleyince inkar edeceğim, iyi yanlarımı anlatacağım sana. Bildiğinden susuyorsun sen de. Sen de sus Dildâde ben gibi sus, 2,5 milyar gibi sus. Bi biz kalmıştık zaten. Sus ve bir gün öldürülerek susturulacağın günleri bekle ama acele etme; sabır...
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
BİYOLOJİK DETERMİNİZM VE İNSAN İLLÜZYONU
1. Mikro Hack: Sırt Uyarımı ve Nörolojik Kısa Devre İnsanın sırt bölgesine uyguladığı ani termal/mekanik şok (kaynar su vurmak veya sertçe bastırarak kaşımak), biyolojik donanımın en ham sinir hattını manipüle eden lokal bir sistem hacklemesidir. Bu eylemin cinsel hazdan daha yoğun hissedilmesi nesnel bir biyolojik gerçektir: Merkezi Sinir Hattının İstilası: Cinsel uyarılma pelvik bölgeden yukarı taşınan karmaşık bir yazılımdır. Sırt bölgesi ise doğrudan omuriliğin, yani beynin ana veri hattının kendisidir. Bu hatta ani voltaj yüklendiğinde işlemcinin arka plan gürültüsü ve rasyonel filtreleri tamamen kilitlenir. Endojen Opioid Patlaması: Beyin, bu yüksek yoğunluktaki şok verisini baskılamak için saniyeler içinde kendi uyuşturucu laboratuvarını devreye sokar. Büyük protein zincirlerini keserek vücudun en güçlü doğal afyon türevleri olan Endorfin (Endojen Morfin) ve Enkafalin salgılar. Bu maddeler beyindeki mu-opioid reseptörlerine bağlanır, GABA fren mekanizmasını gevşetir ve ödül merkezinde (nükleus akkumbens) anlık, devasa bir dopamin seli serbest bırakır. 10-15 Saniyelik Katarsis: Doğal endorfinin yarılanma ömrü mikroskobik düzeyde (birkaç saniye) olduğu için, bu uyuşma ve kilitlenme anı çok kısa sürer; uyarım bittiği an enzimler kimyasalı yıkar ve sistem eski donuk haline geri döner. 2. Ödül Merkezinin Esareti: Fare Deneyi Gerçekliği 1954 yılında James Olds ve Peter Milner'ın farelerin haz merkezine elektrot yerleştirerek yaptığı deney, biyolojik işlemcinin sınırlarını ve irade illüzyonunu kanıtlar. Fareler açlığı, susuzluğu, acıyı ve üremeyi tamamen reddederek, haz merkezini ateşleyen kaldıraca yorgunluktan ve açlıktan ölene kadar basmışlardır. Evrimsel Açık: Evrim, doğada kendi haz merkezine kablo çekip saf elektrik akımı verebilecek bir organizma
Felsefe
Bence haklı.
Özel okullar dahil ülkede tüm okullarda eğitim fiili olarak bitti. Dersler boş geçiyor. Çocuklar okula gitmek istemiyor. Neden? Üniteleri, konuları bitirmişler. Peki o zaman okulları kapatmak için niye 26 Haziran’ı bekliyorsunuz? Eskiden son bir iki gün ders bitti denirdi şimdi 2 hafta önce dersler bitiyor. Maarif modelimiz iyi çalışıyor maşallah.
Alıntı
SELİM GÜRBÜZER KİTAPLARI-KDY
GÜNEŞ DOĞUDAN DOĞAR Orta Asya’dan Nizam-ı Âlem’e SELİM GÜRBÜZER Uzun yıllar uğraşı sonucu oluşan Güneş Doğudan Doğar adlı eserim 2022 yılının son aylarında Kitap Yurdu Doğrudan Yayıncılıktan (KDY) okuyucuyla buluşup, yayımlanan eserim 9 ayrı bölümden oluşmakta. Ve bu eser 454 sayfa hacimlidir. Kitabın önsözünde şu ifadelere yer verdim: “Allah-ü Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerine sonsuz hamdu senalar, Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)’e salat ve selam olsun. Eser incelendiğinde Orta Asya’dan başlayan bu kutlu yolun Balkanlar’a uzandığını, oradan da Viyana kapılarına kadar uzandığını görürüz. Orta Asya’dan başlayan bu koşunun hem maddi hem de manevi cephesini okuyucuya ilginç geleceğini umduğum bir üslup çerçevesinde dikkatinize sunmaya çalıştığım görülecektir. Tabii ki, bu uzun soluklu koşuyu bir solukta anlatmanın mümkün olmadığının idrakiyle ortaya karınca kararınca ne koyabilirsek buna da şükretmemiz gerekecektir. Hem nasıl şükretmeyelim ki, hele bilhassa tarihi süreç içerisinde Başbuğu Hakanlara ışık saçan Gönül Sultanlarının manevi tasarruf ve sohbet iklimi altında bu eseri kaleme almanın hazzını almak bile başlı başına bizim için büyük bir nimet olsa gerektir.. Bu nedenledir ki eserin hazırlanmasında yaklaşık 10 yıllık bir süre içerisinde büyük bir titizlikle defalarca gözden geçirip olgunlaştığına kanaat getirdiğim noktada 2022 yılın son ayı itibariyle vira bismillah deyip siz değerli okuyucularımın beğenisine sunmuş durumdayım. Oldu ya, şayet anlatılması gereken gözden kaçan hususlara değinmeyip ya da anlatımlarımızda sürçülisan babından hatalarımız olduysa da şimdiden okuyuculardan bizleri mazur görmelerini dilerim. Her ne kadar Orta Asya’dan Nizam-ı âleme giden yolun tarihi akış çerçevesini tam
Dövüş Kulübü
🎥 ADAPTASYON: KADRAJ vs. SAYFA ANALİZ FORMU ​Eser: Dövüş Kulübü (Fight Club) Uyarlama: Fight Club (1999) ​1. Ruhun Yansıması: Kitabı okurken zihninizde canlanan ana karakter ile ekrandaki oyuncu ne kadar örtüşüyor? (Fiziksel değil, ruhsal derinlik açısından.) Cevap: Muazzam bir örtüşme var. Edward Norton’ın canlandırdığı "Anlatıcı", Chuck Palahniuk’un satırlara üflediği o uykusuz, tüketim çılgınlığıyla uyuşmuş ve sisteme sıkışmış beyaz yakalı ruhunu kelimenin tam anlamıyla ete kemiğe büründürüyor. Brad Pitt ise kitabın satır aralarından fırlayan o çiğ, karizmatik, nihilist ve vahşi Tyler Durden enerjisini kusursuz yansıtıyor; karakterlerin ruhsal bölünmesi ekranda adeta somutlaşıyor. ​2. Kayıp Parça: Filmin süresi veya kurgusu nedeniyle dışarıda bırakılan hangi sahne, hikayenin anlamını en çok zayıflatmış? Cevap: Kitabın başlarında yer alan ve Tyler ile Anlatıcı'nın sahilde ilk kez karşılaştığı, Tyler'ın sahildeki kalaslardan devasa bir "gölge el" yaptığı sahne filmde yok. Kitapta bu el, zamanı yakalamayı ve Tyler'ın kusursuz, efendisiz yaratım arzusunu simgelerken filmde sabun fabrikası ve sinema salonu kesitleriyle bu felsefi girizgah biraz daha yüzeysel geçilmiş. Ancak filmin dinamizmi bu kaybı çok hissettirmiyor. ​3. Görsel Güç: Kitapta onlarca sayfa süren hangi duyguyu veya atmosferi, yönetmen tek bir kareyle veya müzikle daha etkili anlatabilmiş? Cevap: Filmin meşhur final sahnesi. Anlatıcı ve Marla'nın el ele tutuşup camdan çöken binaları izlediği o ikonik an, arkada çalan Pixies - Where Is My Mind? şarkısıyla birleştiğinde; kitapta sayfalarca süren o kaotik sonu, kıyamet estetiğini ve modern dünyanın yıkılış hissini tek bir kadrajda çok daha vurucu ve akılda kalıcı hale getiriyor. ​4. Müdahale: Senaristin hikayenin sonuna veya kilit bir noktasına yaptığı en
Edebiyat