Hiçbir şey yaramıyormuş gibi göründüğünde, gidip önündeki kayayı parçalamaya çalışan bir taş kırma makinesine bakarım. Belki de bir çatlak bile oluşmadan yüz kez darbe indirmek zorundadır. Ancak yüz birinci darbede taş ortadan ikiye ayrılır ve ben bunu başaranın son darbe değil, öncesinde inen darbelerin hepsi olduğunu bilirim.
Yunanistan Türkleri derken, hiç şüphesiz bugün Yuna-nistan adını taşıyan devletin sınırları içinde yaşayan, fakat ikinci sınıf vatandaş muamelesi gören, aşağı yukarı, Amerika'daki Zencilerle aynı kadere sahip olan ırkdaş-larımızı anlatmak istiyoruz. Yoksa, bugün Yunanistan denilen devlette, "Yunanlı" denen ve eski Helenler'in dilinden bozma bir dille konuşan topluluğun eski Yunan-lılarla hiçbir ilişkisi bulunmadığını, bunların Yunan kül-türü ve Ortodoks mezhebiyle birleşen ve kan bakımından çoğunlukla İslav ve Arnavutlar'dan bozma karışık bir millet olduğunu biliyoruz. Bu karışık millet kendisini hem eski Yunan'ın, hem de Bizans'ın devamı ve torunları saymak gibi gülünç bir te-zadın içinde, Megalo İdea'nın hülyasıyla sarhoş bir top-luluktur. Bizans'ın eski Yunanla kan bakımından ilgisi bulunmadığı tarihî bir gerçektir. Fakat bütün bu aykırı-lıklara, gülünç tezatlara rağmen Yunanistan, Batı'nın şımarık çocuğudur. Onlarda eski medenî Yunan'ın deva-mını tahayyül eden Batılılar'ın maddî ve manevî yardım-larıyla bir Yunan devleti kurulmuş, ne gariptir ki tarih sahnesinde gözüken her devletin zaferlerle büyümesi sos-yal bir kaide iken Yunanistan bir buçuk asırlık tarihinde hemen daima yenilerek çıktığı savaşlara rağmen, tıpkı dayak yedikçe büyüyen Tepegöz gibi, daima büyümüş, büyüdükçe de iştahı artmıştır. Yunanistan'ın haksız yere desteklenmesinin son örne-ğini Kıbrıs davasında Amerika Başkanı Johnson vermiş, Kıbrıs Türkleri'nin öldürülmeye kadar varan kıyıcılık-lardan kurtarılması için yapılacak Türk çıkartmasına engel olarak hem NATO davasına darbe vurmuş, hem de durup dururken Türkiye'de bir Amerikan düşmanlığı doğmasına sebep olmuştur. NATO davasına vurulan darbe demekten maksadımız şudur: İkisi de NATO'nun üyesi olan bu devletlerden Türkiye her bakımdan Yunanistan'a
Sayfa 15 - 17 Gözlem, 9 Ocak 1969·Kitabı okuyor
Reklam
Kimsenin umurunda değil halkın talepleri ya da dertleri. Her şey göz boyama şeklinde ilerliyor. Son yıllarda bu çok daha net bir şekilde ortaya çıkıyor. Yani özgürlüğümüzün arkasında özgürlüğümüze darbe vuracak türden adımlar atılıyor.
Alıntı
"Hiçbir şey işe yaramıyormuş gibi göründüğünde, gidip önündeki kayayı par­çalamaya çalışan bir taş kırma makinesine bakarım. Belki de bir çatlak bile oluşmadan yüz kez darbe indirmek zorundadır. Ancak yüz birinci darbede taş ortadan ikiye ayrılır ve ben bunu başaranın son darbe değil, öncesinde inen darbelerin hepsi ol­duğunu bilirim."
Sayfa 24·Kitabı okuyor
Devrim Görünümlü Sivil Darbe Yapmak İstiyorlar Onurun ortadoğu gibi ucuza satıldığı her coğrafyada soytarılık rol biçmeye kalkar. Sermaye, siyaset, fitneci ve bozguncu medyanın ürettiği ve yeni üretilen kötülük ile ilgili uyarıları yazmanın vakti geldi. Devrim görünümlü sivil darbe yapmak istiyorlar. Federasyon ile bölünmeye ve Anadolu'nun bir ortadoğu kan bataklığı ülkesi olması doğal kaynaklarını Araplar gibi koşulsuz sömürüye açan bir bölücü yapıyı Osmanlı millet sistemi adı altında dayatıyorlar. Irak, Libya ve Suriye de bu amaçla Osmanlı olacaksınız havucu ile doğal kaynaklarına çöküldü. 27 Mayıs 1960 askeri darbesi sonrası yapılan Anayasa devrimci değil soyguncu askeri ve sivil darbelerin başlangıcıdır. Çünkü niyet okuyor Türk. Bir benzerini Türk ulusuna yutturmayı Anayasa değişikliği ile birlikte kabul ettirme zokası sahneye konulacak. Sözde çok demokratik Anayasa diye satacaklar. Demokrasi bir tramvaydır günü gelince o tramvaydan inilir diyen kendisi ile çelişkiye düşmeyi göze alıyor ise nasıl allayıp pullayıp pazarlayacaklarını göreceksiniz. Para devreye girecek. Çıkara satılan vatana ve ulusa kaybettirmeyi genel yararı yok etmek adına seçmiş olacak. 27 Mayıs 1960 darbesi devrim olmuş olsaydı köy enstitülerini yeniden açarak eğitim ve öğretim seviyesini bilim düzeyine çıkartılırdı. Bu darbe sonrası bölücü siyasetin arka bahçesi olacak imam hatip okulları ile dinci eğitim ve öğretim ve tarikat ve cemaatler desteği ile misyoner niyetlere hizmet adına bu toplum ahlakını kaybetmiş nesiller yetiştirdi. Bilimi kullananlar camiye mikrofon ve klima takarak camiyi kiliseye imamı papaza dönüşerek ahlak anlayışı dinini siyasete alet edenler yok etti. Emir komuta merkezim bana papaz elbisesi giy görevimi yap derse papaz elbisesi giyer görevimi yaparım diyenler
Hayata Dair
Türk milletinin milli ülküsü olan Türkçülüğe son elli yıldan beri hükümetler eliyle darbe indirilmeseydi, bu ülkü, bütün milletlerde olduğu gibi beslenseydi bugünkü manevî huzursuzluk asla görülmeyecek; millet, düşman kamplarına ayrılma-yacaktı. Türkçülüğe vurulunca onun yerini maddî veya manevî mükafatlar vadeden komünizm, particilik, nur-culuk, süleymancılık, ümmetçilik, masonluk, kozmopo-litlik aldı. Bir de Kıbrıs davasının kritik günlerindeki şahane millî birlik manzarasını düşünün. Bu manzara millî ülkünün bir milleti nasıl şahlandırdığına, nasıl güç-lendirdiğine en büyük tanıktır. Türkçülük itilip, Türkçülere faşist, kafatasçı falan denilmeye başlayınca Türkistan Türkleri dramını umur-samayanlar Lumumba'ya, Guevara'ya, Vietnam'a des-tanlar yazmaya başladılar. Hatta Türklüğü inkâr ederek bizim, Hititlerin devamı olan, dil bakımından Türkleşmiş bir Anadolu milleti olduğumuzu iddia ettiler. Bütün bu anormal davranışlar taraftar kazanıyordu. Çünkü milleti kenetleyen tutkal eritilmişti. Bu şartlar altında birisi çıksa da: "Türkçe geri bir dil-dir. Bu dille yüksek bilim, felsefe ve edebiyat yapılamaz. Onun için resmî dil olarak Fransizcayı kabul edelim" deyip bir dernek kursa bu derneğin yüzlerce, belki bin-lerce üye bulacağına hiç şüpheniz olmasın. Zaten 1932 yıllarında, şimdi ölmüş olan bir profesör, ortaya böyle bir iddia atmıştı.
Sayfa 122 - Ötüken, Nisan 1968·Kitabı okudu
Reklam
Reklam