Bir alev oldu zaman ansızın cana düştü Can ayrıldı gönülden canan bir yana düştü Gözlerime perdeler indirirken bulutlar Yağmurlar içimdeki en uzun yola düştü Kaybolmadan ufuktan, daha gitmeden bile Seninle geçen günler, akşamlar yada düştü Oturup yıldızları saydım geceler boyu Dünyama ötelerden, senden bir sada düştü Kalan değil, anladım; gidenmiş terk edilen Baktığım her şafağa kanlı bir yara düştü Çekerdim yıkılmadan bunca gamı, kederi Ayrılık geldi en son en ince dala düştü Yılların arkasından dönüp bir baktım geri Tükenen takvimlerden dostlar hep sona düştü Suskun bakan gözlerden yollar geçti upuzun Titreyen dudaklardan acı bir veda düştü Yepyeni sevdalara gülerek yürüdüler Bu izbe sokaklarda yalnızlık bana düştü. Hasan Akçay
Şiir
BEN ÇOK HAYATLAR YAŞADIM
Ben çok hayatlar yaşadım Hiçbiriniz yoktunuz Kim olarak vuruldum Ve cesedimi gömdünüz Sonra deniz kıyısında Bir ovada obrukta Bir düşün son ucunda Düşündüm sonucunda Ve ki birden bulunca Durup soluklanınca Çok vazgeçişler gördüm O gecelerde öldüm Kesti sesimi kör gözüm Ben çok hayatlar yaşadım Ah ne acılar sırtladım Kamburu çıkan sırtlana Bir ormanda rastladım Yasla aslını ağaca Ne sopa ne de kanca Yenilmiştim kanımca Ağladım ağladıkça Sesimde çıkmadıkça Sırtlan yanıma geldi Etlerimi dişledi Kemiklerimi kemirdi Bırakmadı beni bana Ben de yitip giderek Gittikçe tükenerek Onu koynumda yaşatıp Urganını taşırım
Şiir
Reklam
Yaşadığım şehirdeki son hafta sonumu da geçirdim. 4.5 yıla göre çok az kişiyle vedalaşmak istiyorum. Diğer yandan daha yeni tanıştığım birkaç arkadaşla hemen ayrılıyorum gibi oldu, güzel şeylere hep böyle oluyor zaten. Onca insan içinde birbirimizi bulmak hem çok kolay bir o kadar da zor. Konudan bağımsız Japonların kadersel olarak ayrılmayan insanların görünmez bir kırmızı iple birbirine bağlı olduğu teorisine inanıyorum galiba, bir şekilde buluyorlar birbirlerini. Ama zorlayınca olmuyor, olacaksa da o şekilde olmasın. Tam bir Japon gibi hediyelik hazırlayıp süsledim, etamin işlemek bana iyi geliyor. Kiril alfabesini baştan sona öğrenmedim henüz, Go oyununu da ihmal ettim, izlenecek ve okunacak listemde zilyon tane madde var. Asıl zenginlik ve statü çok çalışıp çok kazanmak değil dostlar, az çalışıp yettiği kadar kazanmak bence. Bugün arkadaşım "İçinde biriktirdiğin şeyleri paylaşmazsan sıkışıp çürür." dedi, çok haklı. Giderayak balkonuma yine kuşlar yuva yapmış, cidden yeto fkgkgk Chia tohumu ödem sorunumu çözdü sanki. Herkes mutabık artık, biz voleybol ülkesiyiz :) Bu hafta çok yoğunum, bugünlük monolog yeter, iyi geceler sevgili okur :)
yüzümdeki mor şiir
ya karaya vuruyorum ya da dalgaya. herkesin bildiği bir ağrı olan bu yaşamak kavramı yerini yadırgayan eşyalar gibi hep dışına itiyor beni ruhi bey. korkularımı yenmek için yenilmem gerekiyor, kalbime dokunmak için onu deşmem, uçmak için mezar kazmam gerekiyor. burada olmanın zihnime sapladığı o bıçağı tutanın gözlerinden habersiz silip kınına koyuyorum her gece. bir sabah kahvaltısındaki peynir ile rakı masasındaki peynirin bile aynı ağırlıkta olmadığı bu adaletsiz dünyada; yeni sayfalar açmaktan ellerinin işlevini unutan o insanların adaletten bahsetmelerini anlamaya çalışıyorum. biz gerçekleri hayallerle aldattıkça o kın hep boş kalacak. durup durup bütün gürültüleri terketmek hissi ile doluyorum ama taşmanın gürültüsünden de sakındığım için dolduğumla kalıyorum. taştığım da oluyor bazı geceler de. ben reflekslerimi gözyaşlarımı havada tutarak geliştirdim ruhi bey. damlaya damlaya kurudum, damlaya damlaya içim çöl oldu. masa mıdır yoksa ellerim mi sırıtan şu son kadehimin yanında bilmiyorum ama ikisini de dağıtmak istiyorum. ikisini de dağıtmak istiyorum gözlerini üzerimden almayan şu karşı duvarda ve tenimin her yerini işgal eden şu karanlıkta. bir uçurumun hakkını vermek için bir adım fazladan atmak gerek, uçmanın hakkını vermek için ayağımızın altındaki tabureye uygulanacak ufak bir güç yeter, insanız; neden açık unutmayalım ki tüpü ve kimse öpmeyecekse bileklerimiz ne için var? insanız; hayattan alamadığımız cevapları ölüme yöneltiyoruz. çünkü hep en arka sırada oturuyor. en arka sırada, baştan aşağı aykırılığıyla. bir sürü acıdan geçtim ama bu değildi şikayetim ruhi bey; bir sürü acıdan gençtim.. youtu.be/ygotTM_4x-g?si=...
Final
Uykusuzluktan kan çanağına dönmüş bir çift göz. Kan ağlayan bir yürek. Yaptığım yanlışların altından kalkma ümitlerini bir bir tüketen, buna rağmen yine de yanlış yapmaktan vazgeçmeyen bir beyin. Salak mıydım? Değildim; üstelik beni tanıyanlar benim ciddi derecede zeki olduğumu düşünürlerdi. Ama zekamı kullanma konusunda pek istekli değildim. Tembel miydim? Belki evet, belki hayır. Belki sadece nereden başlayacağımı bilemiyordum, belki de miskindim. Şanslı mıydım? Kesinlikle. Hayat bana karşı çok cömertti ama ben elindekileri harcamaktan vazgeçmiyordum. "Son birkaç günde ne yaptın?" diye sorsalar ne cevap verebilirdim? Yattım, kalktım, içtim, birkaç duble daha içtim... Neydi sorunum? Ruhsal bir darbe mi? Hiç bitmeyecek sandığım çöküşün izleri mi? O halde neydi tüm bunlar? İsteksizlik mi? Neden bazı geceler uyumadan önceki son düşüncem, "Sabaha uyanmazsam her şey ne kadar kolay bir şekilde çözülecek," oluyordu? Korkuyor muydum? Peki neden? Oysa bugüne kadar her zaman "güçlü irade"nin tartışmasız keskinliğine inanmıştım. İradem mi zayıftı? Karakterim mi oturmamıştı? Hayır, böyle bir şeyi kendime yakıştıramazdım; deliliği kabullenebilirdim ama bunları asla. Ne yapmam gerektiğini bilmiyor muydum? Elbette biliyordum. Ama bir şeyleri yapmaya başlamam, önce bazı açıklamaları yanında getiriyordu. Yine hayal kırıklığına uğratacaktım beni sevenleri. İşte bundan korkuyordum. Oysa bunu ertelemek, etkiyi sadece artırıyordu. Neden bekliyordum? Daha ne kadar bekleyecektim? Artık bu sorunlar kafamın içerisinde sürekli dönüyordu. Adeta öfkeli bir kalabalık vardı kafatasımda; her biri bir hatamı haykırıyor, bana soruyordu: "Ne zaman bunu çözeceksin?" diye. Artık televizyonda neşeli diziler izleyemiyordum. Dışarıda neşeli rolü yapmak beni yıpratıyordu zaten; yalnız kaldığım zaman da
Geceler bana seni hatırlatır seni kendime bir son sandım. Görebilsem bir kez daha yüzün ellerimde bir hayale daldım. -MEG
Müzik
Reklam
Reklam