"Onlara ölümü değil, ölümü okumayı öğretecekti..."
Gece yarısı çalan o telefonla başlayan, sayfalarca süren ve her satırında tüylerinizi diken diken edecek bir vahşet senfonisine hazır mısınız? Bugün size, son zamanlarda okuduğum en sarsıcı, en ters köşe polisiye-gerilim romanından bahsetmek istiyorum: Yazar Cihangir Işık’ın kaleminden Adli Tıp Dosyaları: Beş Duyunun Kasabı.
Hikaye, Savcı Volkan’ın işinde bir numara olan Adli Tıp Uzmanı Soner’i gece yarısı bir cinayet mahalline çağırmasıyla başlıyor. Ama bu bildiğiniz cinayetlerden değil. Karşımızda kurbanlarını sadece öldüren değil, onları adeta birer vahşet sanatına dönüştüren, duvarları kendi kanlı alfabesiyle boyayan bir katil var.
İlk kitap olan Kırmızı Ritüel’in o karanlık mirasını devralan bu romanda katil, kurbanlarını öldürmeden önce onların beş duyusunu (görme, işitme, tat, koku, dokunma) acımasızca yok ediyor. Üstelik tüm bunları tüyler ürperten bir ritüelle gerçekleştiriyor; kurbanlarının sadece duyularını değil, o ritüelin her bir aşamasında benliklerini ve ruhlarını da adım adım yok edip, ardından son darbeyi indiriyor. Adli Tıp Uzmanı Soner, Savcı Volkan ve Jandarma görevlisi Aykut bu caninin peşine düşerken, kendilerini yıllar önce kapandığı sanılan ama aslında hiç çözülmemiş bir geçmişin tam ortasında buluyorlar.
Bu kitabı benim için benzersiz kılan şey, yazarının da tıpkı karakteri Soner gibi gerçek bir adli tıp uzmanı olması! Cinayet mahallindeki o mikroskobik deliller, otopsi sahnelerinin çiğ gerçekçiliği ve cesetlerin Soner’e fısıldadığı sırlar çok detaylı ve profesyonelce işlenmiş.
Katil adeta Soner’e meydan okuyor, polislerle kedi-fare oyunu oynuyor. Tam işte her şeyi çözdük dediğiniz anda yazar öyle bir final fırlatıyor ki, bildiğiniz tüm taşlar yerinden oynuyor!
Sahnelerin