9/10
·448 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 23:59
Farklı coğrafyaların edebiyatını okumak, o coğrafyalar hakkında ne kadar çok şey öğretiyor insana. Yalnızca anlatılan hikâyeler değil; karakterlerin sokakta yürürken düşündükleri, yemek yerken gözlemledikleri, birbirlerini sevmeleri ya da birbirlerinden nefret etmeleri de bize o toplum hakkında adeta bir rapor sunuyor. Azeri edebiyatından okuduğum bu olağanüstü kitap da beni yine alıp başka coğrafyalara götürdü. Moskova ve Bakü sokaklarında karakterlerle birlikte dolaştım. Şehirler ayrıntılı tasvirlerle anlatılmasa da bu kez onları karakterlerin iç dünyalarından geçerek tanıdık; onların sevinçleri, kırgınlıkları ve özlemleriyle gezdik. Bu kitap aslında iki ayrı romandan oluşuyor: Ak Liman ve Beş Katlı Apartmanın Altıncı Katı. Birbirlerinden bağımsız görünseler de aynı hikâyenin devamı gibiler. Ancak bu iki romana, kırk beş yıl sonra eklenen yeni bir son daha var: Tahmine'nin Son Sırrı. Yazar, sonsözünde neden böyle bir hikâye ekleme ihtiyacı duyduğunu anlatıyor. Açıkçası, ben de kitabı bitirdiğimde onunla benzer bir düşünceye kapılmıştım. Ama bu son metni okuyunca yapılan eklemenin hem oldukça romantik hem de yazarın yarattığı karakterlere ne kadar bağlı olduğunun bir göstergesi olduğunu düşündüm. Bu metin tam anlamıyla bir klasik. Rus romanlarında rastladığımız o güçlü olay örgüsüne sahip. Karakterlerin iç monologları oldukça fazla olmasına rağmen anlatının ritmini hiç bozmuyor; aksine onları psikolojik açıdan daha yakından tanımamıza imkân veriyor. Bunun yanında, bizdeki klasiklerin taşıdığı o tanıdık duyguya da sahip. Okurken kalbi titreten bir ton hep var ve anlatının sesi hiç düşmüyor. Sade bir dille yazılmış olmasına rağmen basitlikten çok uzak; derinliği olan, yaşamdan çok insanın iç dünyasına yönelen bir roman. Ak Liman'da bir yayınevinde
Beş Katlı Apartmanın Altıncı KatıAnar Rızayev · Ketebe Yayınları · 20231,855 okunma
İlmek İlmek İşlenen Bir Dostluk, Ruhumuza Dokunan Bir Yama
10/10
·368 syf.··
2026 111. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 00:31
Kitabı az önce gözyaşlarıyla bitirdim ve sıcağı sıcağına buraya koştum... :) Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Ankara’yı bilen ve seven biri olarak; o sokakları, eski mahalle kültürünü, çocukluğumuzun o her şeyi paylaşan samimi havasını öyle hissederek, öyle içime çekerek okudum ki anlatamam. Efser ve Sedef... Çocukluktan beri iyi ve kötü ne varsa birlikte göğüsleyen, zamanla adeta adımları birbirine karışmış iki can dost. Kalabalık, misafiri eksik olmayan evlerde büyüyenlerin çok iyi bildiği bir durum vardır, hani giysilerden tutun saç fırçasına kadar her şey ortaktır. İşte Efserlerin evi öyle bir ev. Sedeflerin evi ise anne baba ve çocuktan oluşan sessiz, sakin bir çekirdek aile. İkisinin aralarındaki o bağ ise birbirine kök salmış bir dostluk bağı. Kitap sadece tatlı bir çocukluk nostaljisi ya da dostluk hikayesi değil bu arada. Arka planda 1970'lerden 1990'lara uzanan, Türkiye'nin o en gergin, en sancılı yıllarını da anlatıyor. O dönemin siyasi çalkantıları, sağ-sol çatışmaları, sokaklardaki o tekinsiz hava ve ailelerin yaşadığı endişeler hikayenin içine o kadar iyi yedirilmiş ki... Hatta Efser’in abisinin adının Devrim olması yüzünden akrabaların arkasından fısıldaşması, o yaşlarda "komünist" kelimesinin ne anlama geldiğini bile tam çözemeyen bir çocuğun gözünden anlatılan o bölümler dönemin ruhunu çok iyi özetliyor. Memleket siyaseten bölünüp savrulurken, Efser ve Sedef’in dostluğu adeta fırtınada sığınılacak tek liman oluyor kendilerine. Fazla detaya girip büyüyü bozmak istemiyorum ama beni etkileyen bir bölümlerden birine değinmeden geçemeyeceğim. Çaresizliğin dalga dalga her yeri sardığı bu bölümde; Efser’in ninesine ait bir ninniyi Sedef onun kulağına eğilip titrek bir sesle fısıldamaya başladığında Efser’in hayata tutunması o kadar içime dokunan bir bölüm
1000Kitap
Kırk YamaBige Güven Kızılay · İnkılâp Kitabevi · 2025404 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·304 syf.··
2026 82. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 16:14
Gece Yarısı Treni - Matt Haig Wilbur ve Maggie balayı için Viyana'yı seçmiş yeni evli çifttir. Kitapta onlara bir bölüm bakarken elli iki yıl sonrasına gidiyoruz .Wilbur aradan gecen zamanda ölür ve kendini gece yarısı kalkan bir trende zaman yolculuğunda bulur. Gece Yarısı Treni, Matt Haig'in insanın hayat yolculuğuna, pişmanlıklarına ve yeniden başlamanın mümkün olup olmadığına dair sıcacık bir hikâyesi. Wilbur'un çocukluğundan başlayıp yaşlılığına uzanan serüvenini okurken sanki bir insanın tüm hayatına tanıklık ediyoruz. Özellikle Wilbur'un hayata tutunma çabası, kendi yolunu bulması ve sonunda Maggie ile kurduğu sevgi dolu evlilik çok etkileyiciydi. Maggie, Wilbur'un hayatında sadece bir eş değil, aynı zamanda onun en büyük destekçisi ve huzur bulduğu liman oluyor. İkili arasındaki sevgi gösterişli değil; aksine küçük anlarla, sadakatle ve birlikte büyüyen bir bağla okuyucunun kalbine dokunuyor. Kitabın en sevdiğim yanlarından biri de Wilbur'un açtığı küçük kitapçı dükkânının zamanla bir kitapçı zincirine dönüşmesi oldu. Çünkü bu başarı sadece ticari bir kazanç değil, kitaplara ve insanlara duyulan sevginin bir sonucu. Wilbur'un kitaplarla kurduğu bağ, aslında kendi hayatını da yeniden inşa etmesinin bir simgesi gibi. Matt Haig, bu romanda bize hayatın mükemmel olmak zorunda olmadığını, bazen kırık parçaların bile güzel bir hikâye oluşturabileceğini hatırlatıyor. Gece Yarısı Treni, hüzünle umudu, kayıplarla yeni başlangıçları bir araya getiren; insanın içine işleyen, sıcacık ve düşündürücü bir roman. Son sayfayı kapattığınızda Wilbur'un yolculuğundan bir parçayı mutlaka kendi hayatınızda buluyorsunuz.
Gece Yarısı TreniMatt Haig · Domingo Yayınevi · 2026436 okunma
6/10
·464 syf.··
2025 5. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 28 Şubat 2025 00:00
Cedar Cove kasabasına geri dönmek, uzun zamandır görmediğiniz eski ve samimi dostları ziyaret etmek gibi. Serinin bu kitabında, kasabanın o bildiğimiz sakin ama bir o kadar da hareketli yaşamı Pelikan Çıkmazı sakinleri üzerinden şekilleniyor. Bobby ve Teri’nin evliliklerindeki fırtınalar, aldıkları kararlar ve hayatın getirdiği zorluklara karşı duruşları hikayenin merkezinde yer alıyor. Debbie Macomber yine büyük dramlar yaratmadan, hayatın tam içinden, son derece insani ve tanıdık duyguları kaleme almış. Kitabı okurken kendinizi kasabanın o huzurlu sokaklarında yürürken ya da bir kafede oturmuş karakterlerin dertlerini dinlerken buluyorsunuz. İlişkiler, evlilik, affetmek ve yeniden başlamak üzerine içinizi ısıtacak, yormayan ve su gibi akıp giden bir roman. Yoğun ve stresli günlerin ardından kafa dağıtmak ve huzurlu bir dünyaya sığınmak isteyenler için harika bir liman. #PelikanÇıkmazı #DebbieMacomber #CedarCoveSerisi #OkudumBitti #Kitapİncelemesi #KitapAlıntıları #1000Kitap #KitapÖnerisi #RomantikKurgu #Edebiyat #NeOkudum
Pelikan ÇıkmazıDebbie Macomber · Novella Yayınları · 2014794 okunma
Güneş batar, Gece hizmet eder.
9/10
·406 syf.·
2026 74. kitabı
Selam! Beni çok gururlandıran bir kitapla birlikteyiz bu gün. Övgü Deveci Safi'nin Hainin Mührü kitabını okurken hissettiğim ilk şey heyecan ve merak kadar, garip bir şekilde gururdu. Çünkü bu kitabın ortaya çıkabilmesi için verilen emeği az çok biliyordum ve sayfalar ilerledikçe o emeğin her satıra sindiğini görmek beni mutlu etti. Daha ilk sayfalarda Derin Deniz'in uğultusu insanı içine çekiyor. Deniz burada yalnızca bir fon değil; yaşayan, öfkelenen, hatırlayan ve unutmayan bir güç gibi. Zaten kitabın açılışında da bunu hissediyoruz. Açgözlülüğü yüzünden dünyasını tüketen insanlığın ardından deniz yükselmiş, eski dünyayı yutmuş ve geriye İkinci Dünya denilen yeni bir düzen bırakmış. Bu başlangıç bana özellikle çok çarpıcı geldi çünkü klasik bir kıyamet sonrası hikâyesi okumuyordum. Doğa burada felaketin kurbanı değil, bizzat cevabıydı. Kitabın konusu ilk bakışta oldukça basit görünüyor. Her biri farklı amaçlara, farklı korkulara ve farklı umutlara sahip beş genç, varlığı bile kesin olmayan Gizliman'a ulaşmaya çalışıyor. Fakat hikâye ilerledikçe aslında bunun bir yolculuk romanından çok daha fazlası olduğu ortaya çıkıyor. Çünkü yol boyunca yalnızca denizle, düşmanlarla veya sistemle değil, kendi içlerindeki umutla da mücadele ediyorlar. Kitabı bitirdiğimde zihnimde kalan temel düşünce şu oldu: Hainin Mührü, umut bir insana en fazla ne yaptırabilir sorusunun cevabı. Distopya türünü seviyorum ama son yıllarda çıkan birçok distopyanın aynı hataya düştüğünü düşünüyorum. Düzen kötüdür, kahraman bunu fark eder ve birkaç bölüm sonra isyan başlar. Oysa gerçek hayatta hiçbir şey böyle işlemez. İnsanlar önce izler, sonra düşünür, sonra sorgular. Rahatsızlık büyüdükçe öfkeye dönüşür ve ancak o noktada harekete geçerler. Hainin Mührü'nün en başarılı olduğu noktalardan biri de
Duygu ve Düşünce
Hainin MührüÖvgü Deveci Safi · Perseus Yayınevi · 2024452 okunma
Puan vermedi·72 syf.··
2026 103. kitabı
Bugün sizlere duygu yüklü bir şiir kitabı ile geldim; kadir deniz ’in yazdığı “Aşkın Dengesi Neydi?” Bazen kargaşayla, gürültüyle ve bitmek bilmeyen bir hızla dönen bu koca dünyada, ruhumun tam da ihtiyaç duyduğu şey sakin, iddialı sözlerden uzak ama bir o kadar derinden vuran o naif sesti. Koşturmacaların arasında kaybolduğumu hissettiğim bir anda bu kitap bana tam olarak aradığım o dinlenme alanını sundu. Kitap, adından da anlaşılacağı üzere sadece iki insan arasındaki geleneksel ya da kalıplaşmış duygusal bağları anlatmıyor; hayatın, acının, tatlının, eksikliğin ve o bitmek bilmeyen insani arayışların içsel dengesini masaya yatırıyor. Şair, bizi büyük ve yorucu cümlelerle etkilemeye çalışmak yerine, hayatı “düşe kalka öğrenilecek bir bulmaca” olarak tanımlayacak kadar içten ve ayakları yere basan bir yerden yaklaşıyor okuruna. Bu sadelik, sayfalar ilerledikçe insanı daha da çok içine çekiyor. Sayfaları çevirirken her dizede o abartısızlığın içindeki gücü hissettim. Günümüzde her duygu öyle hızlı tüketiciliğe kurban ediliyor ki, şairin “Bu gece roman olacağım son yudumda,” deyişindeki o zarif duruş, modern zamanların yapaylığına verilmiş en güzel, en asil mola bence. Dünyayı kelimelerle, hislerle ve anlamla anlamlandırma çabası insanın içini ısıtıyor. Onun dünyasında aşk; geçmişin tüm o yıpratıcı, manasız anılarını bir kenara bırakıp sadece umuda ve anın varlığına sarılmak demek. Ayrı kalınan gecelere inat, aynı anda rüyalara dalıp o “ıhlamur kokan saçları” rüyada bile sevebilmek kadar duru, temiz ve koruyucu bir liman. Hayatın getirdiği acıyı da tatlıyı da, güzeli de çirkini de saklamadan, ürkmeden birlikte göğüsleme arzusunu öyle samimi işliyor ki, okurken satır aralarında kendinizi güvende, dinlenmiş ve en önemlisi de yalnız olmadığınızı bilerek anlaşılmış
Aşkın Dengesi Neydi?Kadir Deniz · İkinci Adam Yayınları · 20269 okunma