Martılar birden boşalan liman Güvercinlere kader bağlamış ısmarlamış yoksullar Bu kentin insanları dönüp dönüp bakıyorlar Sana bakıyorb r Bir de baktık kentin üstünde yepyeni bir sabah var Sabahımızın ışığı der gibi bakıyorlar Ben gün görmemiş bir kaplanın yüreğindeki mermer Zülküfül türbesinden akmış demir izi isi Sen beni bakışınla bir anıta çevirdin Tuttun tu ttun bu kentin Dün vanın ortasına diktin Giı.qa\ilarımdan bir yemiş bir duvar yükselttin Son gumleğini o denizde o duvarda erittin Kalbim ki başını almış gidiyordu tuttun yerine yerleştirdin İçinde kum kaynayan dağlanan bir sabah gibi Erittin erittin kalbimi erittin İşte o vakit buldum o ışığı Gel ekle bu yola ekle beni Çemberlitaş'ın yanma Akman'ı Emperyal Kahvesi'ni Bileklerimi gece tutmuş Yüzüm kaçmış bir karanlığa Gel ekle beni aydınlığa Bulanık yatağımın konuğu Gel ekle beni Bıraksan Ayaklarına kapansam ne var
Şiir
keşke bu yazıyı herkes okusa..
Bu ağır durum askerler arasında da kendini göstermeye başlamış ve bir çok yerde isyanlar çıkmış, protesto gösterileri yapılmıştı. Askerler arasında firar olayları da başlamıştı. 1915in Mart ayının başlarında Uzunköprü'deki garnizonda bir isyan hareketi baş göstermişti. Bu isyanın bastırılması ve asayişin sağlanması için Enver Paşa, buraya gelmek zorunda kalmıştı. 1915 yılının ekim ve kasım aylarında, Adana, Balıkesir ve Bursa'daki askeri birlikler arasında da isyan hareketleri baş göstermişti. Bursa'daki isyana dört tabur katılmış ve bir çok subay öldürülmüştü. 1915 in Haziran ayında, İzmir'de vilâyetçe firarileri ve gizli silâhları bulmak için bir baskın harekâtı tertiplenmişti. Bu baskınlar sonunda 1780 asker firarisi ele geçirilmişti. Edirne'deki Bulgar konsolosunun 9.3.1916 tarihli raporunda Kafkas cephesindeki Türk ordusunda çok geniş çapta subay eksikliği çekildiği belirtilmekteydi. Aynı raporda anlatıldığına göre, bu orduda bir çok subay askerlerle birlikte harekata katılmayı reddettiğinden asılarak idam edilmişti. 1916 Şubatında Bağdat'ta iki Alay isyan ediyordu. Suriye'de bir kaç Arap köyünde askerlik çağına gelenler Türk ordusunun saflarına katılmayı reddediyordu. Bu köyler mahalli idareler tarafından yakılmış ve isyan edenler kuvvet kullanılarak, ayrı ayrı bazı piyade birliklerine dağıtılmışlardı. Bunlardan 700ü Mаnisa'ya getirilmişti. İzmir'deki Bulgar Konsolosu Dışişleri Bakanlığına verdiği 21.7.1916 tarihini taşıyan raporda Türk Ordusundaki müslüman askerler arasında firarların son derece arttığını ve bunların birleşip dağlara çıkarak eşkiyalığa başladıkları ve son derece tehlikeli oldukları bildiriliyordu. Bütün imparatorluk içindeki kaçakların sayısı 70 binin üstüne çıkmıştı. İzmir'deki Bulgar konsolosu, bu konuda şunları yazmaktaydı: «Kaçak bakımından
Sayfa 44 - uçurumun kenarında yıkık bir ülke -9·Kitabı okuyor
Türk Tarihi
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ona "Neden ilahlığınızı resmen ilan etmiyorsunuz?" diye sordum. "Onları hizaya getirmenin en iyi yolu bu!" "İnsan kılığında yapmam gereken birkaç iş var hâlâ," diye karşılık verdi. Bu işlerin ilki, İtalya ve Sicilya'daki tüm liman amirlerine belirli bir tonajı aşan tüm gemilerle kargolarına el koymalarını ve bu gemileri, yüklerini boşalttıktan sonra, savaş gemileri eşliğinde Napoli Körfezi'ne göndermelerini emretmekti. Bu emrin sebebini kimse anlayamadı. Caligula'nın Britanya'yı işgal etmeyi düşündüğü ve o gemileri asker taşımakta kullanmak istediği varsayıldı. Ama bu doğru değildi. Caligula, Baiae Körfezi'ni atla geçmesi ne kadar mümkünse, İmparator olmasının da o kadar mümkün olduğunu söyleyen Thrasyllus'u haklı çıkarmak istiyordu o kadar. 1000 tanesi yeni inşa edilmiş 4000 kadar gemiyi körfez boyunca, Puteoli iskelelerinden Bauli'deki villasına dek, çift sıra halinde dizdirdi. Gemilerin pruvaları dışa dönük, pupalarıysa birbirine yaslıydı. Caligula hedefi için fazla yüksek olan pruvaları alçalttı, hepsinin dümenci platformlarını ve baş süslerini kestirdi; tayfalar bundan hiç hoşlanmadılar, çünkü her geminin baş süsü onun koruyucu ilahıydı. Sonra Caligula gemilere toprak döktürdü ve toprağı sulatıp düzleştirdi; böylece altı bin adım uzunluğunda, geniş, sağlam bir yol oluştu. Doğu'dan dönen gemileri de birbirine bağlatıp, her biri biner adımlık beş ada oluşturdu ve bunları yolla bağlantılandırdı. Yol üzerinde çeşitli dükkanlar inşa ettirdi ve Roma'daki muhafız komutanlarına bu dükkanlara on gün içinde mal ve personel temin etmelerini emretti. Bir içme suyu sistemi ve bahçeler kurdurdu. Adaları köylere dönüştürdü. (...) Her şey hazır olunca Caligula, İskender'in zırh göğüslüğünü taktı (Augustus İskender'in yüzüğünü kullanmaya layık değilken, Caligula onun zırh
Sayfa 449·Kitabı okudu
Osmanlılar Şah İsmail ve Şah Abbas idaresindeki Şi'î İran'ı en büyük rakip saymaktadır. Aradaki düşmanlık siyasî ve ekonomik olduğu kadar dinîdir: 1. Çatışma siyasîdir; çünkü Osmanlı Devleti Azerbaycan'ı ülkesine katmış (1584 Tebriz fethi, 1589-1593 savaşları), güneyde ise Şah Abbas, Bagdad'ı işgal etmiştir (1624). 1624-1638 döneminde Avusturya ve İran'a karşı iki cephede savaşma zorunluluğu, Osmanlı Devleti'nde askerî-mâlî bunalımın başlıca nedenlerinden olmuştur. Bagdad'ı geri almak için Osmanlılar 1625-1629-1638 yıllarında üç sefer yapmak zorunda kalmışlardır. IV. Murad, Bagdad'ı bu son tarihte geri alabilmiştir. 2. Çatışma dinîdir; Şi'î İran, Osmanlı ülkesinde Alevî-Kızılbaş Türkmen halkına sahip çıkmakta, onları kışkırtmak, isyan çıkartmak için ajanlar-halifeler göndermektedir. Kızılbaşlar İran şahını dinî-siyasî hükümdar tanımaktadır (1511 Teke Şahkulu ayaklanması, 1527 Kalender isyanı). 3. Çatışma ekonomiktir; XIV. yüzyıldan beri, İran'ın Hazar eyâletlerinde üretilen ipek, Tebriz merkezinden kervanlarla Bursa'ya gelmekteydi; Bursa ipek sanayii ve Avrupa ile ticâret, bu ipek kervanlarının güvenle Bursa'ya erişmesine bağlı idi. Yılda dört beş kervanın getirdiği ipekten Osmanlı hazinesi aynı zamanda büyük gelir sağlamaktaydı. İran, yasak koyarak bu kaynağı kesmeye, Osmanlılar ise Azerbaycan'ı istilâ ederek bu ticâreti güven altına almaya çalışmaktadır. Şah Abbas, karşı saldırıya geçerek Azerbaycan'ı geri alacak, Osmanlıların doğu eyâletlerini tehdit ederek Bagdad ve Irak'ı işgal edecek ve Hint Okyanusu üzerinde bir liman (Bender-Abbas) kurarak Avrupa ile ipek ihracatını bu limana getirmeye çalışacaktır. 10 Abbas, Osmanlı Devleti'ne karşı Avrupa'ya elçiler göndererek işbirliği aramıştır.
Sayfa 233 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
ben bu dağı bilirim, bu deniz de beni
kum ki: ben bu dağı bilirim, bu deniz de beni tanırım bu kaçıncı gül, bu hangi gemi çok destan ufalandı bu koyda benim gibi kimimiz kıyıda iğdelikti kimimiz liman eskisi ben bu ikisini son gülden bilirim her gece susan sırrını bir halkın işkencesi güzelim mektuplardı yüzen şişedeki ve sürülmüş son gül, dermek için dibini sonra kurudu deniz, dağ ki bir lal taşı yalnız ben kaldım o günden beri bilirsiniz ağrımam, çoğalırım üstüne basılan her masumun şiiri gibi ben kum, bir gün soylu bir dağdan düştüm son gülün denizinde onarmak için kendimi
Sayfa 28·Kitabı okudu
Ben bu yere seninle vardım Bu iyiliğin, güzelliğin son çizgisine Kederleri, sevinçleri seninle yaşadım Seninle baktım bu çirkin dünyaya uzaktan Sendin bütün fırtınalarda Sığındığım o son liman Sonsuz karanlığımda tek ışıktın Sönmeyen ateşimdin karlı dağlarda Çölümde fışkıran bir pınardın serin Ne zaman yitirsem bütün umutlarımı Bana hayatın kapılarını açardı ellerin
Sayfa 212·Kitabı okuyor
Şiir