Babalar günün kutlu olsun, çocuk...
Senden özür dilerim çocuk... Bu hayatta en çok seni sevmem gerektiğini çok kez unuttum çünkü. Sen geçmişin çıkmazında karanlıktan duvarlara çarparken, ben hep bir yerlere yetişme telâşındaydım. Seni çok unuttum bu hayatın içinde. Oysa nasıl zengindi senin dünyan, bakıp da feyz alamadım, kırılgan yanlarını anlayamadım, kaygılarını tanıyamadım. İkimiz de bir öğrenilmiş çaresizlik girdabında, kaybettik birbirimizi. Bilmem kaç yıllar sonra rüyama geldiğinde, ilkin tanıyamadım seni. Ellerimden tutup bir balkona çıkarmıştın hoplaya zıplaya. Sonra da beni o balkondan aşağı ittin ve ben de düşmemek için sana sarıldım can havliyle. O zaman beni geri çektin, o çelimsiz halinden beklenmeyecek bir kuvvetle ve salona yuvarlandık birlikte. Belli ki hoşuna gitmişti bu oyun, uzunca bir müddet kıkır kıkır güldün bana bakıp. O zaman göz göze geldik ilk kez ve o saniye tanıdım seni. "Ama sen, bensin!" demiştim sıçrayarak uyanmadan hemen önce. Uzun yıllar geçti ve ben bu rüyayı hiç unutmadım. Suya anlattım, taşa-toprağa anlattım, kuşlara bile anlattım zaman içinde... En son saklambaç oynadığın yerde kayboldun biliyorum. Mahallede çömlek patladı ama seni kimse bulamadı saklandığın yerde... "Elma" dediğimde de çıkmadın hem. Neredeydin çocuk? Hangi yollardan geçtin bunca sene? Neden korktun o fotoğrafçıya poz verirken bu kadar? Biliyor musun çocuk? Ne çocuk kalabildim, ne de büyüyebildim geçen bunca zamanda... Laf aramızda, hiçbir zaman bu çağa da ait olamadım. Ağız dolusu gülmek desen, kim kaybetmiş ki biz bulalım? Hıçkıra hıçkıra ağlamak istesem; "Hiç yakışıyor muydu, bana çocuk gibi ağlamak?" Oysa hepsi bizi biz yapan tepkiler değil miydi? İçimde bir enkazın içinden çıkardım seni sağ salim. Yıllar geçti, sen yine de yaşıyordun. Kendine bambaşka bir evren yaratmıştın küllerinden yıllar
Biz bitti demeden bitti !! milli takımın başarısız olduğu her turnuvadan sonra futbolculara tepki göstermek son derece normal. çünkü yıllardır aynı hayal kırıklıkları yaşanıyor ve kimse bunun gerçek anlamda hesabını vermiyor. ancak sorun sadece birkaç futbolcunun kötü performansı değil; sorun, yıllardır çürümüş bir düzenin değişmemesi. milyon euroluk primler, lüks tesisler, villalar, özel uçuşlar, astronomik maaşlar ve devasa yayın gelirleri var. peki sahada ne var? ne doğru düzgün bir oyun planı var, ne teknik gelişim var, ne taktik disiplin var, ne de sürdürülebilir bir futbol aklı. yıllardır aynı dağınık, plansız ve günü kurtarmaya çalışan anlayış devam ediyor. ülkenin en büyük spor bütçesi neredeyse tamamen futbola aktarılıyor. buna rağmen altyapıdan dünya çapında oyuncu üretimi son derece sınırlı, tesisleşme birçok bölgede yetersiz ve uzun vadeli planlama neredeyse yok. sürekli teknik direktör değiştirerek, günü kurtaran kararlarla başarı gelmesi bekleniyor. artık şu soruyu çok daha yüksek sesle sormak gerekiyor: futbola aktarılan devasa kaynakların bir kısmı basketbola, voleybola, yüzmeye, atletizme ve diğer amatör branşlara yönlendirilse ülke sporu çok daha fazla kazanmaz mı? çünkü son yıllarda bu ülkeye gerçek gururu yaşatanlar çoğu zaman futbolcular olmadı; voleybolcular, basketbolcular ve olimpik sporcular oldu. daha sınırlı bütçelerle, çok daha büyük başarılar elde ettiler. tff'nin ve spor yöneticilerinin hesap vermesi gereken konu sadece saha sonuçları değildir. asıl sorgulanması gereken, yıllardır futbola aktarılan milyarlarca liralık kaynağın neden karşılığını veremediğidir. kimse başarı garantisi veremez. ancak bu kadar para harcanırken ortada ne oyun, ne sistem, ne de istikrarlı bir gelişim varsa toplumun daha fazlasını istemesi değil, hesap
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
KÜLTÜREL TERMODİNAMİK
KÜLTÜREL TERMODİNAMİK VE ALGORİTMİK KAPİTALİZMİN SERT DUVARI: ROBIN HOOD MİTOSUNDAN DİJİTAL SİMÜLASYONUN İFLASINA KÜLTÜREL EKONOMİ-POLİTİK BİR MANİFESTO ALTYAPININ DÖNÜŞÜ VE MİTİK MORFOLOJİ Geç kapitalizmin ekonomi-politik yapısı, kendini mekânsız, bulut tabanlı, sürtünmesiz ve sonsuz bir akışkanlık olarak sunan siber-algoritmik bir illüzyon üzerine kuruludur. Gilles Deleuze’ün kontrol toplumu olarak kavramsallaştırdığı bu yeni evre, bireyin kodlar, şifreler, modülasyonlar ve sürekli veri akışlarıyla kesintisiz bir denetime tabi tutulduğu bir matriks vaat eder. Ancak bu vaat, ideolojik bir örtüden ibarettir. Algoritmik kapitalizm, kendini ne kadar soyut ve maddesizleştirilmiş olarak sunarsa sunsun, eninde sonunda evrenin bükülmez fizik yasalarına, termodinamiğin acımasız gerçekliğine ve somut coğrafi ya da jeopolitik boğaz noktalarına bağımlıdır. Bu makale, entelektüel tarihin en eski isyan mitlerinden biri olan Robin Hood figürünün çağlar boyunca geçirdiği morfolojik dönüşümleri temel alarak, kapitalizmin muhalif enerjiyi evcilleştirmek için ürettiği "Kültürel Artı-Değer" mekanizmasını deşifre etmektedir. Geliştirilen "Kültürel Termodinamik" teorisi uyarınca; sisteme karşı geliştirilen her radikal isyan, adalet talebi veya arzu nesnesi, kapitalist aygıt tarafından emilerek simülasyon evrenine tahvil edilir. Ne var ki, bu dijital simülasyonun sürdürülebilmesi için harcanan muazzam atomik ve fiziksel enerji, sistemi kaçınılmaz bir çöküş eşiğine, yani "Sert Duvar" gerçekliğine taşımaktadır. Michael Sarnoski’nin sinematik praksisinden Che Guevara, Malcolm X ve Marilyn Monroe gibi küresel ikonların ontolojik dönüşümlerine uzanan bu dokuz eksenli söküm matrisi, siber-panoptikonun elektriklerinin kesileceği o fiziksel sınırı ekonomi-politik, deterministik ve termodinamik
Felsefe
BİYOLOJİK DETERMİNİZM VE İNSAN İLLÜZYONU
1. Mikro Hack: Sırt Uyarımı ve Nörolojik Kısa Devre İnsanın sırt bölgesine uyguladığı ani termal/mekanik şok (kaynar su vurmak veya sertçe bastırarak kaşımak), biyolojik donanımın en ham sinir hattını manipüle eden lokal bir sistem hacklemesidir. Bu eylemin cinsel hazdan daha yoğun hissedilmesi nesnel bir biyolojik gerçektir: Merkezi Sinir Hattının İstilası: Cinsel uyarılma pelvik bölgeden yukarı taşınan karmaşık bir yazılımdır. Sırt bölgesi ise doğrudan omuriliğin, yani beynin ana veri hattının kendisidir. Bu hatta ani voltaj yüklendiğinde işlemcinin arka plan gürültüsü ve rasyonel filtreleri tamamen kilitlenir. Endojen Opioid Patlaması: Beyin, bu yüksek yoğunluktaki şok verisini baskılamak için saniyeler içinde kendi uyuşturucu laboratuvarını devreye sokar. Büyük protein zincirlerini keserek vücudun en güçlü doğal afyon türevleri olan Endorfin (Endojen Morfin) ve Enkafalin salgılar. Bu maddeler beyindeki mu-opioid reseptörlerine bağlanır, GABA fren mekanizmasını gevşetir ve ödül merkezinde (nükleus akkumbens) anlık, devasa bir dopamin seli serbest bırakır. 10-15 Saniyelik Katarsis: Doğal endorfinin yarılanma ömrü mikroskobik düzeyde (birkaç saniye) olduğu için, bu uyuşma ve kilitlenme anı çok kısa sürer; uyarım bittiği an enzimler kimyasalı yıkar ve sistem eski donuk haline geri döner. 2. Ödül Merkezinin Esareti: Fare Deneyi Gerçekliği 1954 yılında James Olds ve Peter Milner'ın farelerin haz merkezine elektrot yerleştirerek yaptığı deney, biyolojik işlemcinin sınırlarını ve irade illüzyonunu kanıtlar. Fareler açlığı, susuzluğu, acıyı ve üremeyi tamamen reddederek, haz merkezini ateşleyen kaldıraca yorgunluktan ve açlıktan ölene kadar basmışlardır. Evrimsel Açık: Evrim, doğada kendi haz merkezine kablo çekip saf elektrik akımı verebilecek bir organizma
Felsefe
“Kadın ve erkek farklılıklarına rağmen eşittirler”
Prof. Dr. Nevzat Tarhan Kadın ve erkeğin beyin yapısı, ruhsal ve psikolojik yönden birbirlerinden pek çok farklı yönü olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ancak iki cinsten birinin diğerinden üstün değil, iki cinsin bir elmanın yarısı gibi bir birini tamamladıklarını söyledi. Üsküdar Üniversitesi Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, son dönemlerde yoğun bir şekilde süregiden kadın-erkek eşitliği konusundaki tartışmalara açıklık getirdi. Tarhan, “Kadın Psikolojisi” isimli kitabında iki cinsi biyolojik ve psikolojik yönleriyle tahlil eden Tarhan, önemli ayrıntılara dikkat çekiyor. Son 10-15 yıldır nörolojik bilimlerdeki devrim ve genetik bilimlerdeki olağanüstü gelişmelerin kadın erkek farklılıklarını yeniden ele almayı zorunlu hale getirdiğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan şu değerlendirmelerde bulunuyor. Kadına biçilen roller yeniden değerlendirilmeli “Birinci önermemiz, kadının biyolojisini göz önüne almadan onun için en uygun olanın tanımlanamayacağı gerçeğidir” diyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “İkincisi, kültürel ve geleneksel aktarımların kadına biçtiği rollerin, günün verilerine göre yeniden tanımlanması gerektiği gerçeği. Üçüncü önermemiz, modernizmin getirdiği sosyokültürel değerlere rağmen ruh sağlığımızdaki olumsuz gidişatın kadın psikolojisi üzerindeki sonuçlarını gözden geçirmek gerekliliği. Dördüncü ise, kadına ikinci sınıf olmayı öneren erkek egemen kültüre karşı, kadın erkek savaşlarını teşvik eden feminizmin yanlışı yanlışla düzeltmeye çalıştığının kanıtlanması” dedi. “Ortalama erkek, ortalama kadından daha üstündür” düşüncesinin Aristoteles’in tezi olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Aynı tez materyalizmin teorisyenlerinden Nietzsche tarafından da savunuldu. “Peki, günümüze gelindiğinde bu durumun alternatifi nedir?
Vergel'Soul Çıktı
🆕 Yeni Eserim Vergel'Soul Çıktı ‼️ ‼️🔖✒️ Betül Fırat Vergel'Soul Ruhun bedenden ayrıldığı o ince çizgide kaybolmaya hazır mısınız? Brown ve Kety için astral seyahat, sadece sınırları zorlayan bir merakın ürünüydü; ancak ruhun bedenden ayrıldığı o karanlık dehlizlerde, geri dönmek her zaman göründüğü kadar kolay değildir. Martin’in astral dünyada kayboluşuyla başlayan bu tehlikeli oyun, Sarah’ın bedenini ele geçiren karanlık bir ruhla tüm insanlığı tehdit eden bir boyuta taşınır. Gri elbiseli, yüzsüz devasa varlıklar, gümüş kordonun zayıfladığı o anı bekleyen puslu gölgeler ve iki dünya arasındaki kapıyı aralayan esrarengiz Vergel'Soul... Kety, sevdiği adamın ruhunu kurtarmak için sadece kendi korkularıyla değil tüm evrenin dengesini bozmak isteyen kadim bir karanlıkla savaşmak zorundadır. Aynalar kırıldığında, kordonlar koptuğunda ve gerçeklik algısı yittiğinde geriye tek bir soru kalır: Gördüğünüz yüz gerçekten sevdiğiniz insana mı ait? "Bu bir son değil, sadece bir başlangıç..." Ahmet Bilgehan ARIKAN ‼️🔖✒️ kitapyurdu.com/kitap/vergelsou...