Ölüm onlara tanıdıktı
...Sonra bir feryat koptu, bu eski beton odanın duvarlarına çarpıp yankılanan çığlığı hepimiz duymuştuk. O çığlık bir haykırıştı, yer gök duysun bugün birini daha kaybettik. Birisi daha ruhunu teslim etti bu odada. Bir can daha gitti... bir yaşam daha sona erdi. Ve bir ağıt daha yakılacak bugün. Kaybettiklerimiz geri gelmiyordu, kalanlar da hep kalsa keşke... - hesap makinesi
Alıntı
Eskiden günüme taşımak istediğim
Eskide güzel tadlar var ve kopmak istemediğim için -hazıra bağımlı hale gelmek istemediğim için- depremde saman ve çamurla duvarlarını yaptıkları, üstünü tahta ve turuncu kerpiçler ile kapladıkları yer dedemin ailesinin 3-4 odalık evinden bir odası. Diğer her şey dışarıda veya ayrı odada. Eskilerin odaları ayrı ayrı yapmalarını biraz garip bulsam da aslında keyifli ve sağlıklı: mesafeyle birlikte açık alandasın ve Güneş de görüyorsun. Avluda küçükken bizim için havuz sayılacak çeşme ve alanı vardı. Bahçe de vardı. Danalar ve onlara özel bir oda. Güzeldi: saman çuvallarına çıkıp oynardık. Tırmanma yarışı. Delince azar yerdik ama gerçek bir öfkeye dönüşmezdi. Çocukluğumda o oda "Eski mutfak" olarak ele alındı. Ve ekmek yapma odası olarak kullanılıyordu. Tahtadan bölmeli dolapları vardı ve geri kalanında bayramlık eşyalar. Ekmek yoğurmak ya da açmak (300-600) çok yorucuydu. Çocukken dörtlü aşamada büyümeyle orantılı seviye atlardık. Bir aradalık ve sohbet olduğu için yorgunluk kalmazdı. Ve o yoruculuğuna rağmen işi keyifle yapardım. Nedense çok zevkliydi. Hamurun bezelenmesi ve üstünün örtünmesiyle tanışma: "Niye örtüyoruz ki, hava ılık nasıl üşüdüler, hamurlar nasıl üşür?" "Ben su veriyorum ve sonda açıyorum niye benim başıma da tül bezi (tülbent) bağladın? Bu çok komik." deyip her bağladığında kıkırdardım. Alışkanlıktan ötürü artık ben götürürdüm. Hijyen aşırı önemliydi: tırnak beyazı görüneni geri yollarlardı. Başlamadan önce kontrol yapılırdı. Sonra yüzeyi kuruyup sertleşmesin diye olduğunu öğrenmek, bezenin avucumun açık halinden daha büyük olmasıyla yuvarlayamamam -bu çok komikti- o yüzden izlemem ve annemin benim için küçük bezeler yapıp en son bana öğretmesi ve benim pişirmem: kalın ve unlu kalsa da Dünya' nın en lezzetli ekmeğiydi. -Sonda sadece köz olur elimi
Hayata Dair
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ölsen de Bırakma Ben ölsem bile, İhanet etme bana. Bekle beni sonsuzlukta, Zaman çürür, ruhum bekler seni. Hayalimde bile Başkasına yer yok, Sen de rüyalarında Sadece beni gör. Bir gün birimiz felç kalsa, Birimiz mama ile beslense, Diğeri “öf” bile demeden Sadakatle doyursun sevgilisini. Asla tartışmayalım, Ne olursa olsun, Bırakmayalım birbirimizi. Ölürken bile tut ellerimi. Sen uçurumdan Düşsen… düşünmem bile, Seninle atlarım. Yangın çıksa, Gövdemi siper eder, Seninle yanarım. Okyanusta boğulmaksa kader,
Bana benden daha çok lazımsın bunun olmasını sevdim
Bir yanım o kişiye öfkeli, bir yanım sakin. Bir yanım daha tanımadan sevgi duyarken bir yanım nefret ediyor. Bir yanım bazı şeyleri onun için kolaylaştırmak isterken diğer yanım karşı çıkıyor. İkisi de benim yanım ama iki seçeneğimin olmaması elimi kolumu bağlıyor. Sevince yükler de bölünür ya, ona denk gelene kadar bölüşme riski taşıyan her yükü yok etmek istiyorum. Sonra "Sana kolay gözle bakarsa bu sefer ne olacak?" diyor ve olumsuzlukları sıralıyor. Şimdi ise ben ondan değil, Allahımdan eminim ilk önce ve gerçekten seversem buna değecek biridir diyorum. Sonra aptal ön yargılarıyla yol alan biriyse gelmeden de yol alır zaten de diyorum. Normalde bu düşünceleri rafa kaldırmıştım ama daha tanışmasak da ya da uzağımda olsa da varlığını yoğun bir şekilde hissediyorum. Ve bu beni tedirgin ediyor. Aslında öyle hissetmemem lazım ama elimde değil. Bir yanım söz olduğu için özgüvenli ve cesaretli dururken diğer yanım özgüvensiz ve korkak. Bu hissin varlığı bile topuklarını vura vura kaçıp gitmesine yeter. Lutüf olan insanı da merak etmem çabası. O'nun yerime seçtiği kişi, sanırım hayatında edinebileceği en büyük ve en değerli anlam bu. Sonrasında ise biz Dünyaya yaşamaktan çok okula geldik diyorum. Sen eksik derslerini istesen de istemesen de görmeye geldin. Mutluluğa değil, gördüklerinden öğrendiklerine bak diyorum. Senin amacın sadece: öğrenmek. Yaşayarak öğrenmek, birinden duyup ya da görüp öğrenmek vs. öğrenmek. Bu da onu gözümde biraz basit hale getiriyor. Ders gözüyle bakmam ama ders gözüyle basit duran şey göründüğünden ibaret değil. Kendimi rahatlatmaya kendimden izin çıkmaması ayrı bir şey. Hayatımda yer almadan aklımda ve gönlümde yer almasına kızgınım. Birinin varlığı en baştan en sona kadar her şeyle oynayabilir. Onu o konuma kabul etmem ona bu izni verdiğim
Kalbimde Bir Ağır Yük ve Sonunda Ölümün Sessizliği...
Bugün içimde, kelimelerin kifayetsiz kaldığı derin bir ağırlık hissediyorum. Sanki omuzlarıma görünmez bir yük binmiş, her nefes alışverişimde bu ağırlık daha da artıyor. Üzgünüm... Bu kelime, içimdeki fırtınayı anlatmaya yetersiz kalsa da, şu anki ruh halimi en iyi ifade eden o. Sanki bütün canlılığım çekilmiş, geriye sadece solgun bir gölge kalmış gibiyim. Etrafımdaki dünya, eskiden canlı ve renkliyken, şimdi gri tonlarına bürünmüş, fısıltıları bile duyulmaz olmuş. Neden bu denli bir hüzün içindeyim, belki net bir cevabı yok. Ya da belki de o kadar çok neden var ki, birini seçip dile getirmek imkansız. Belki bir umudun kırılması, bir beklentinin gerçekleşmemesi, belki de sadece ruhumun derinliklerinde biriken, isimsiz bir keder bu. Her ne sebep olursa olsun, bu üzüntü iliklerime kadar işliyor, benliğimin her zerresini etkisi altına alıyor. Ve bu üzüntünün yanı sıra, içimde keskin bir kırgınlık da hissediyorum. Sanki en hassas yerimden, en güvendiğim bir el tarafından incitilmişim gibi. Bu kırgınlık, üzüntümün acısını katlıyor, ruhumda derin bir yara açıyor. Kendimi yapayalnız hissediyorum, sanki kimse beni anlamıyor, kimse içimdeki bu fırtınayı göremiyor. Bir cam fanusun içinde gibiyim, dış dünyayı net bir şekilde algılayabiliyorum ama onlarla aramda aşılmaz bir engel var. İçimde bir sıkıntı var, sanki göğüs kafesim daralıyor, nefes almakta güçlük çekiyorum. Boğazımda tarifsiz bir düğüm hissediyorum, kelimeler dudaklarımdan dökülmekte zorlanıyor. Sanki içimde bir volkan birikmiş de, patlayacak gücü bulamıyor. Bu sıkıntı, sadece fiziksel bir rahatsızlık değil, aynı zamanda ruhumun da bir çığlığı gibi. Şu an hiçbir şeyin anlamı yokmuş gibi geliyor. Eskiden beni heyecanlandıran, mutlu eden şeyler bile şimdi boş ve anlamsız geliyor. Sanki üzerime sonsuz bir karanlık
İnsan ömrü kara benzer Erimekten kurtulamaz Sona doğru azar azar Yürümekten kurtulamaz Gençlik açılmamış güldür İlim çağı tatlı bağdır Sonu yaprak dökmüş daldır Kurumaktan kurtulamaz Reyhani yar yara kalsa Gönül neşe ile dolsa Aslı som altından olsa Çürümekten kurtulamaz -Âşık Reyhani
Alıntı