Soner Aydın

Soner Aydın
@soneraydin
yıkılma sakın / Aşkar Dergisi
Platon Şölen diyaloğunda "Hükümdarların çıkarları, tebaalarının manen yoksul kalmasını ve aralarında güçlü bir arkadaşlık ya da samimiyet bağı kurulmamasını gerektirir" demiştir. Eskiye kıyasla arkadaşlığın çok daha kısa süreli, gelişigüzel ve geçici hale geldiği düşünülürse, Platon'un bahsettiği koşulları sağlamak konusunda yöneticilerimiz son derece başarılı bir iş çıkarmıştır: modem ya da uydu üzerinden kurulup çözülen, "akışkan" bir dostluk biçimi (Bauman).
Sayfa 96 - Sel Yayıncılık·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Var olma uğraşı hiç de kolay değil kuşkusuz. Freud, bilincin yüküyle başa çıkmak için başvurduğumuz üç ana yolu şöyle sıralar: "kuvvetli dikkat-dağıtıcılar", "ikame doyumlar" ve "sarhoş edici maddeler" (s. 41). Dijital alışkanlığın kendisini zihinde değişikliğe yol açan bir bağımlılık olarak ele alırsak, sosyal medya bu hayatta kalma stratejilerinin üçünü de kendisinde buluşturur. Fakat bu açıdan bakıldığında kültür ya da medeniyet, dikkatimizi kendimizin ve sevdiklerimizin ölümünün kaçınılmazlığından başka yöne çekecek yolların ahlaki hiyerarşisinden öte bir şey değildir.
Sayfa 94 - Sel Yayıncılık·Kitabı okudu
Gezegenin başı dertte ve pek çoğumuz kafamızı sosyal medyaya gömmeyi tercih etmiş durumdayız. Devekuşlarının bu türden bir inkâr biçimine başvurduğunun söylenmesinde olduğu gibi, Silikon Vadisi de inkâra başvurmamız için bize adeta sınırsız malzemeyi nazikçe sağlamıştır. Gelgelelim hiçbir şey sonsuz değildir. Kaynaklarımız ömürlerimiz kadar sınırlı olsa da, farklı hızda tükenirler. E-posta, ağaç kurtardığımıza dair teselli edici bir vehme kapılmamıza neden olur. Fakat e-postaların iletildiği ağlara güç sağlamak için gerekli olan enerji de çevre katliamı sebebidir. Böylece bir kısır döngüye saplanırız. Dünya moral bozucu, iç karartıcı ve stresli bir yerdir. Dolayısıyla dikkatimizi ondan başka yöne çevirecek şeyler ararız: onunla başa çıkmamızı zaten bunca zorlaştırmış koşulları daha da kötüleştiren şeyler. Yeni medya ya da günümüz yeni medyasını şekillendirip sürdüren iktisadi sistem, kozmik süreklilikten sert bir şekilde koparılıp bireysellik denen kötü sona ulaşmış insan oluşun taşıdığı varoluşsal endişenin ötesinde, fazladan bir kaygı yaratır. Stiegler'in teknolojiye gönderme yapmak için farmakon sözcüğünü seçmesi de buna dayanır. Yalnızlık ve fazladan kaygı için bir çaredir teknoloji. Fakat sadece belirli (aslında belirli olmayan) bir dozda alındığında. (Heidegger'in "kurtarıcı tehlike"sinin tersine çevrilmesiyle, teknoloji bu kez zararlı kurtarıcı'dır.) Dikkat dağılmasına yönelik iştahımızın sağlıksız olduğuna şüphe yok.
Sayfa 95 - Sel Yayıncılık·Kitabı okudu
... Düşünümsel bir kişilik sıfatıyla kendimizi kitleden diyalektik olarak ayrıştırırken, öte yandan da (yaşayan, ölmüş ve henüz doğmamış) tüm insanlık için bir vasıta olma niteliğimizi barındıran değerli çapraz bireyleşme (transindividuation) süreci, giderek bir japonbalığınınki kadar düşen bellek kapasitelerimiz ve sincaplarınki kadar kısalan dikkat sürelerimiz yüzünden tehlikeye girmektedir. Verdiğimiz yanıtlar ağın protokolleri tarafından önceden belirlenip şekillendirildiğinde ("sadece 140 karakter sadece "beğen" tuşu seçeneği ... sadece mimler ve emojiler kabul edilir") eleştirel yetilerimiz de algoritmanın izlediği aynı alt yolları takip etmeye başlar. Telefon mesaj sesiyle çınlar. Boynumuz kasılır. İçimizdeki Pavlovcu hassas noktalar yüzeye çıkar ve birer maymun gibi elektronik muzlarımızı -tuzak olduğunu anlamaksızın-elimizde tutmayı sürdürmemiz için sosyal ve bi- lişsel bilimler alanında çalışan yüksek maaşlı kadroları ellerinde bulunduranlar tarafından sömürülürüz. Zorunluluk. Dikkat dağılması. Erteleme. Bağımlılık. Mahşerin dört atlısı.
Sayfa 93 - Sel Yayıncılık·Kitabı okudu
Bateson’un meşhur sözünde ifade ettiği gibi, bilgi, “fark yaratan bir farklılık” ise, aşırı bilgi yüklenmesinden ziyade tam zıddına maruz kaldığımıza kuşku yok. Bilakis, manadan yoksun bir gürültünün saldırısı altında kalmış durumdayız. Dikkat yelpazemizin sürekli olarak birbirine geçişi de nörolojik benliğimize fiziksel olarak zarar vermeye başladı.
Sayfa 92 - Sel Yayıncılık·Kitabı okudu