... Fitzgerald'ın olsun, Proust'un olsun bir nice bin bir yazarın bencil kişiler olduğunu gösterir. Evet ama bir yazar bencil değilse, bencil olamıyorsa ne yaratabilir?
Buraya bir de Fietzgerald'ın meşhur yazısını sıkıştırmakta fayda var.
- İnsan yüreğini satmalı. Ben de bunu yaptım.
Ah benim suratı asık öfkeye binmiş koçlarım! Kime neyi anlatmalı ? Bütün sanatçılar bunu yapıyor. Yüreklerini, gözlerini,kulaklarını, ellerini, ayaklarını satıyor. Sizse yaşamında bir şeyler dağıtmaya, kara bağırlarında bir şeyi bölüştürmeye çalışan sanatçıların kaba etine sunturlu bir tekme indirmek çin köşelerde bekliyorsunuz.
Ne bileyim, belki sizin de hakkınız var. O kadar pusarık, o kadar gıldır guldur, o kadar ölümü çok günler yaşıyoruz ki kimseler edebiyata kulak asmıyor. Kulak kesilen küçük bir azınlık ise şiirde şiirden başka, romanda romandan başka, deneme de denemeden baika bir şey arıyor.
Proust, tozlar mikroplar karşısında da çok ökçesizdir. Konukları geldi mi hemen ellirne eldivenlerini geçirir.Yaşamının son on yılını hep odasında, yatağında geçirmiştir. “Bitkilerin büyümesi benim için dokuncalıdır.” der, her ilkyazda. En çok alıç çiçeğini sever….Proust’un tanrısı kendi romanıdır. Ölümünden birkaç ay önce 15 ciltlik romanı bitirir ve “Romanım bitti. Artık ölebilrim Celeste.” der
“Fitzgerald, Amerikan yazarlarının , o “Yitik Kuşak” diye anılan edebiyatçılarının en önde gelenidir.” Muhteşem Gatsby’nin yazarı… Kitap kitabı açtı, hemen edindim M.Gatsby’i, bu yaz okunacak… Zelda, Fitzgerald’ın karısı, bir delileler evine sığınmak zorunda kalmış, bir yangında diri diri yanarak can vermiş….
Stein, Aldous Huxley için , “O bir kadavradır, romanları okunmaz.” demiş…. D.H. Lavrence için ise, “Romanlarını okumaya çalıştım. Hiç tad alamadım. Duygusal ve zırva bir yazar.Romanları hastalıklı bir insanın elinden çıkmış gibi.”
Tarih kocaman bir hoşaf soğutucusu, bir Nuhun gemisidir.
Onun içine bir kez girdin mi, seni bir daha kimse çıkaramaz.
Flaubert hangi çiçekten bal alacağını iyi bildiginden Aşk Egitimi'ni
yazarken kişilerini gerçek tarihin içine oturtmak için büyük
çabalar göstermiştir. En küçük ayrıntılara bile dikkat eder. Romanın
başkişisi Fredenc'i, 1848 yılında, Rosanette'le Fontainebleau'ya
gönderebilmek için oraya hangi arabalarla gidildiğini -o çağda o
ünlü ormana trenle gitme olanağı yoktur- arabaların Paris'te nerelerde
durdugunu ve de ne biçim şeyler olduğunu uzun uzadı araştırır.
Bununla da yetinmez, kalkıp Fontaimnebleau'ya giderek orayı
taze gözlerle bir daha görmek ister. 1867 kışında Croisset' den
(Rouen dolaylarındaki evi) Paris'e indiği vakit Aşk Egitimi'nin bir
başka kişisi olan Bay Amoux'nun para sıkıntılanrına çözüm bulabilmek
için bir notere danışır. 1868 şubahnda yine Paris'tedir. Bu
kez romanda geçen kuşpalazı hastalığı için,. bir hafta Sainte-Eugenie
hastanesinin kapısını aşındınr. Bir soluk borusu ameliyatı izlemeye
kalkışırsa da sonuna değin dayanamaz.
Kahveler, kulüpler üzerine de incelemeler yapar. Onu en çok
da 1848 yılı olayları yorar. O yılın bütün gazetelerini taradığı gibi,
25 Haziranı 26'ya bağlayan gecede Seine nehrinin sol kıyısını halk
birlikleri mi, yoksa ordu birlikleri mi tutmuştur, bunu saptamak
için sağa sola mektup yağdım.
Bu incelemeler onu bütün bütüne dağıtmaktan da geri kalmaz.
Tarihsel olayların hangisini seçecektir? Tarihin gerilerindeki olay-
ların, öndeki olaylan boğmasından korkar. O günlerde bir arkada
şına şöyle yazacaktır.
- Tarihsel kişiler kafada yaratılanlardan daha ilginç. Hele tutkularına gem
vurmasını bilenler insanın aklını çalıyor. Herkes, romanımın
başkişisinden çok Lamartine'e önem veriyor.
Be, buna şaşmamaalı. Dünyada