Örneğin, bir kadınla bir erkeğin ilişkisi süreç olarak yaşandığında giderek zenginleşir, çünkü beraberlik korkusuzca yaşanır. Ama güven sağlamak amacıyla ilişkiye geçen insanlar için süreç belirsizliklerle dolu ve ürkütücüdür.
Bu nedenle başlayan süreçleri en kısa sürede’’bağlamak’’ ‘’ bir sonuca ulaştırmak’’ isterler. Bu da sürecin “ öldürülmesi” anlamına gelir. Kendilerini ve birbirlerini beraberlikleri içine” kapatma “ eğiliminde olan kişiler, süreci yaşamanın sağladığı canlılık ve zenginlikten yoksun kalır ve” ölüm ilişkileri” nin tutsağı olurlar.
Eğer bir insan, abartılmış bazı davranışlar gösteriyorsa gerçekte o davranışların tam karşıtı duygular yaşamakta olduğunu da düşünmek gerekir. Bir insan diğer insanları ne denli çok sevdiğinden sürekli söz ediyorsa, bunu neden ilan etme gereğini duyduğu sorusu da akla gelir. Çünkü insanları gerçekten seven biri, bunu sürekli dile getirme gereğini duymaz, sevgisini yaşantıya çevirir.
İnsan yetişkin yaşamında ana-babasının kusurlarının izlerini taşısa bile bundan ötürü onları suçlama kendisine de suçlu hissetmesini neden olur.
Bu, yetişkin bir varlık olarak insanın kendi varoluş sorumlulugunu üstlenememiş olmasının Suçluluğudur. Ana-babalarımızdan alacaklı olduğumuz bir gerçek de olsa geçmişi yeniden yaşanamaz.
Dolayısıyla ana-babaların kusurlarını kendi sorumluluğumuzdan kaçınmak için gerekçe olarak kullanmak, vaktiyle bize karşı işlenen kusurları bizden sonraki kuşaklara da yansıtmamıza neden olabilir.