"Güneyin rüzgârı! Mübarek yanağına dokun, kokulu elle rinden tut, getir onu bize. Güneyin rüzgârı, hecelerim yarım yamalak, heyecanlarım salkım saçak olsa da getir onu evimize.
Ey güneş! Ondan daha kutlu bir fâniyi hiç izlemedin sen ve ey yer, ondan daha kıymetli bir hazineyi hiç gizlemedin O ki gönüller gıdası, ruhlar şifası... O ki gözlerin feri, şerefin zaferi... Dudağının değdiği bir güle bin can feda, eline değmiş bir ele cihanca cihan feda.
Ey güneş!
Onsuz bahar dallarını kuru ayazlar boğacak, onsuz ana rahmindeki ceninler hayatsız doğacak sanılıyordu.
O gelmişti ya, artık şiirler hüzün okumayacak, azarlanmış kalplere lanet okunmayacaktı. Başaklar o geldi diye yeşerecek, oğlaklar onun gelişi ile bahara erecekti sanki.
Adem'in en büyük mucizesi alemi oluşturan dört unsurdan biri olan topraktı. İnsanoğlunun ikinci atası Hz Nuh'un en büyük mucizesi su'ydu. Peygamberlerin atası İbrahim'in en büyük mucizesi ateşi. Sıra hava mucizesindeydi. Hakkın habibi Hakkı görmeye gidiyordu.
Hiçbir çocuk yoktur ki dünyaya gelirken şeytan ona dokunmamış olsun. İşte şeytanın bu dokunuşundandır ki her çocuk çığırarak ağlar. şeytanın bu dokunmasından ancak Meryem ile oğlu İsa müstesnadır.