“İnsanlara bir şeyler anlatmaya çalışmak buharlı bir cama yazı yazmaya benziyor.Özenle yazıyorsun,apaçık belli oluyor anlattıkların.Sonra silinip gidiyor.”
Hollandalı tüccarlar uzun süre menfur Afrikalı esir ticaretinde Avrupa'da başı çekti; sonra İngilizler bu kanlı ticarette de onları geride bıraktı. Ama asıl önemlisi, İngiltere Yeni Dünya'da köle çalıştırılan üretimi geliştirmede Avrupalı rakiplerine taş çıkardı. Kapitalizm ile köleliğin ve bağımlı işgücünün tezat teşkil ettiğini öne süren basmakalıp görüşlerin aksine, bunlar arasındaki tarihsel ilişki tam tersiydi. Dünyada ilk tam teşekküllü kapitalist devlet, gerçekten en büyük köle ticareti yapan ve en çok köle sömüren devletti.
İngilizler Hollandalıları yendikten ve Jamaika'ya da el koyduktan sonra köle ticaretinin daha da büyük bir kısmını ele geçirdi. İngiliz gemileri on yedinci yüzyılın ikinci yarısında Yeni Dünya'ya köle olarak çalıştırmak üzere 350.000 küsur Afrikalı taşıdı. Bu arada 1672'de imtiyaz verilen Kraliyet Afrika Şirketi sadece 1680'li yıllarda Amerika'ya 60.000 Afrikalı taşıdı. Afrika ticareti arttıkça Afrikalı köleler giderek Avrupa'dan gelen senetle bağımlı işçilerin yerini aldı.
Yaşımız ilerledikçe geçmişe daha fazla bağlanırız. Alışkanlıklar bizi yönetir. Daha önce işe yaramış olan herhangi bir şey, bir doktrin, bizi gerçeklerden koruyan bir kabuk biçimini alır. Yaratıcılığın yerini tekrarlama alır. Kendi aklımızda bunun olup bittiğini görmemiz neredeyse olanaksız olduğundan, bunu yaptığımızı çok ender fark ederiz. Birdenbire geleneklere saygı göstermeyen, yeni bir biçimde savaşan genç bir Napoleon yolumuza çıkıverir. Ancak bundan sonra düşğnme ve yanıtlama biçimimizin zamanın gerisinde kaldığını fark ederiz.
On altıncı yüzyılda altın temin etmek Avrupalıların sömürgecilik politikasında saplantı hâline geldi. 1470'li yıllarda Portekizli denizciler Afrika'nın "Altın Sahili"nde altın devşirmekteydi. Öte yandan Amerika'da büyük sömürgeler edinen ilk Avrupa devleti olan İspanya çılgınca denebilecek bir altın tutkusuna kapılmıştı (kısa süre sonra gümüş tutkusuna döndü). Kolomb "Altın en mükemmelidir, altın hazinedir, altını olan bu dünyada istediği şeyi yapabilir; onunla insanları cennete götürebilir" diye yazdı. Bu "kâşif"i, yerlileri önce Avrupa'da köle olarak satma takıntısına, sonra bunları köle olarak kullanmaya güdüleyen bu altın tutkusuydu.