• Californiâ Eğitim Dairesinin yürüttüğü ve yarım milyon altı ilâ; onikinci sınıf öğrencilerini kapsayan 1980 yılı araştırması yüksek düzeyde TV izleme (günde üç veya daha fazla saat) ile düşük sınav notları arasında güçlü bir istatistik! bağı gözler önüne serdi. Çocuklar daha fazla TV izlediğinde, okumaya ve ev ödevlerine harcadıkları saat sayısı ne olursa olsun, aldıkları notlar düşüyordu. Eğer bunlar, doğumdan itibaren pratikte TV ile büyüyen bir çocuk nesli üzerinde televizyon izlemenin gerçekten ilk sonuçlarıyla, bu çocuklar çoktan tükenmiş anne-babalarının oluşturduğu aile ortamında büyüdüğünde, birkaç nesil sonra, bunun birikimli sonuçları git gide ciddî bir durum oluşturacaktır
    Martin Esslin
    Sayfa 72 - 1.Basım Mart 1991
  • Aklıma hep Ahab geliyor.
    -Neden Ahab?
    "Çünkü o iyi niyetle yapılmış da olsa küçücük bir ayrıntının her şeyi mahvedebileceğini biliyordu. Kenti huzura kavuşturduktan, işe yaramaz kişileri kovduktan ve Bescos'ta çiftçiliği ve ticareti çağdaşlaştırdıktan sonra bir akşam dostlarını akşam yemeğine çağırıp onlara yumuşacık bir et kızartmak istemiş Ahab. Ama birden tuzu kalmadığını farketmiş. Oğlunu yanına çağırmış:
    "Köye git de tuz al. Ama gerçek bedelini öde. Ne daha az ne daha fazla."
    "Oğlu şaşırmış"
    "Fazla ödememem gerektiğini anlıyorum baba, ama pazarlık edebileceksem neden paradan biraz tasarruf etmeyeyim ki?"
    "Büyük kentlerde böyle yapabilirsin.Ama bizim ki gibi bir köyde bu çok çirkin bir şey olur"
    "Oğlan başka soru sormayıp gitmiş"Bu konuşmaya tanık olan konuklar oğlanın tuzu neden daha ucuza almaması gerektiğini öğrenmek istemişler.
    "Ahab'da bunun üzerine;
    "Tuzu ucuza satanın acilen paraya ihtiyacı var demektir"demiş."Bu durumdan yararlanan kişi,bir şey üretmek için alnından ter akıtarak çalışmış olan adama saygısızlık etmiş olur."
    "Ama bir tutam tuzun köye ne zararı olabilir ki?"
    "Dünya kurulduğunda da haksızlık bir tutamdı. Ama her yeni kuşak , ne önemi olur diye düşünerek, biraz biraz üstüne ekledi,görün bakın şimdi ne durumdayız."
  • Sonra bir anda gıdıklanmaya başladım.

    Bu da ne böyle?

    Bir şeyler... Ay! Üstümde bir şeyler dolaşıyordu. Yorganı atıp havaya sıçradım ve üstümdeki bluzu salladım. Bu sefer de içime girmişti. Sürüngen böcek içime girmişti! İçimde geziniyor, tenime değiyordu. Çığlık atıp böceği üstümden atmaya çalıştım fakat o yapışkan bacaklarıyla şimdi de bluzuma tutunmuştu. Düşmek bilmiyordu bir türlü.

    "Defol git buradan!" Bluzumu çılgıncasına silkeledim ve sonunda üstümden çıkarıp odanın bir köşesine fırlattım. Kollarımı öne doğru uzatarak üstümde mi diye deli gibi bakınıyordum. Önce önüme, sonra da kafamı arkaya çevirip omuzlarıma ve sırtıma...

    Shane kapı girişinde duruyordu.

    Utanmış bir halde gülümseyip çıplak göğüslerimi kollarımla kapadım. Shane'in üstünde sadece havlu vardı; ıslak saçları kıvrımlar halinde ensesine ve alnına yapışmıştı. Sol kolundaki dövmeyi fark ettim. Yeni bir şey bu. Siyah renkli tribal dövme kolundaki kasları belirginleştiriyordu.
    "Şey, tişörtümün içine... uğur böceği kaçtı da."
    Çocuksu, haylaz bir sırıtış yüzünü kapladı. "Şanslı böcek."
    Victoria Van Tiem
    Sayfa 266 - hepimiz bunun olacağını biliyorduk ama ben kenzi'nin yerinde olsaydım sanırım o anki korkuyla bedenimi ateşe falan verirdim...
  • “Sevgin ve yaratıcılığınla yalnızlığına git kardeşim. Çok sonra adalet, topallayarak seni takip edecektir.”
  • “Ben sana hiçbir zaman engel olmadım ki, oldum mu? Ne zaman istersen git. Hatta bence git. Bir dene. Bir işe gir asgari ücretle, sabah sekiz akşam altı. Çıktıktan sonra halin ve vaktin kalırsa dünyayı kurtarmaya devam edersin.”
    Nuri Bilge Ceylan
  • "İlk günkü acı, varlığını aynı şiddetle sürdürse, yaşayamaz insan. Yitirilenin ardından, yürekten kopup gelen haykırışlar önce yerini daha alçak seslere, sonra da git gide kabullenişin sessizliğine bırakıyor."
    Piraye/Canan Tan
  • 432 syf.
    ·5 günde·9/10
    Kitabın internette araştırmasını yaparken yazarının şu sözüyle karşılaştım;

    "Zor kitapları okumalıymış insan meğer. Kitap insanı allak bullak etmeliymiş; insanda bir şeyleri değiştirmeliymiş."

    Ne kadar harika bir söz söylemiş yazar değil mi?

    Kitabı okumak zor, pek akıcı değil. Buna rağmen kitabı okuyup bitirdiğinizde hatta okuduğunuz anda hissediyorsunuz etkisi altına girdiğiniz değişimi. Düşünmekten yoruluyorsunuz baştan belirteyim. Yolculuk, motor harika diye de okumaya başlamayın kitabı.

    Felsefeye karşı ilginiz yoksa, çok fazla sıkılırsınız. Otobiyografik ve felsefi bir deneme kitabı. Kimilerine göreyse roman, ki bence değil! Ders kitabı okuyormuş gibi okudum. Herakleitos, Parmenides, Protagoras, Sokrates, Platon, Aristo, Kant gibi birçok filozofun düşüncelerini harmanlamış, kendi fikirlerini de katıp size seçenekler sunmuş. İyi nedir? Nitelik nedir? Kime göre iyi? Kime göre nitelikli?

    Kesinlikle bir alt yapı gerektiriyor kitap, okumadan önce filozoflar ile ilgili biraz araştırma yapmak onların felsefesini bir nebze anlayabilmek gerekli.

    Yazıldığı zaman 121 yayıncı tarafından geri çevrilmiş, en sonunda tek bir yayıncı, "Kitap beni neden yayıncılık yaptığımı düşünmeye zorladı." diyerek basmış kitabı. Yayınladığı gibi de çok-satar ve kült olmuş kitap.

    Görünürde bir motor yolculuğu sanılabilir, ama aslında içsel bir yolculuk söz konusu. On yedi gün süren serüveninde değerlerin anlamını ve kalitesini aklın sınırlarını zorlayarak sorgulatmış.

    Kitapta, teknolojinin getirdikleri-götürdükleri, teknolojiyi kabul edememe, klasik yaklaşım, romantik yaklaşım, bilimsel yaklaşım, kitle hipnozu, SİSTEM (en çok beğendiğim bölümü), ilerleme, hakikat, sanat, olgular, güven, iyi nedir ve en çokta nitelik gibi değerler sorgulanıyor.

    Sayfa 92'de geçen:
    "Sistematik bir hükümet devrimle yıkılır, ama hükümeti üreten sistematik düşünce kalıpları sağlam kalırsa o düşünce kalıpları daha sonra başka hükümetlerle kendilerini yineleyeceklerdir. Sistemler konusunda çok şey söylenmiştir. Ama bu konu, hemen hiç anlaşılamamıştır."

    Sayfa 209'da geçen:
    Küçük çocuklar "yalnızca kendilerinin hoşlandıkları" şeyleri yapmamaları için eğitilirler, peki...neyi yapmaları istenir?...Elbette! Başkalarının hoşlandıklarını. Kimdir bu başkaları? Ana-baba, öğretmenler, müfettişler, polisler, hakimler, memurlar, krallar, diktatörler. Tüm otoriteler. " Yalnızca senin hoşlandığın" şeyi hor görmek üzere eğitilirsen, elbette başkalarının daha uysal bir uşağı 'iyi' bir köle- olursun. "Yalnızca senin hoşlandığın" şeyi yapmamayı öğrenirsen Sistem seni sever.

    Sayfa 266'da geçen:
    "Toplumsal değerlerin doğru olması için bireysel değerlerin doğru olması gerekir. Dünyayı düzeltmenin yeri ilk olarak kendi yüreğimiz, kafamız ve ellerimiz ve sonra onlardan çıkan iştir."

    Bunlar gibi birçok alıntı var kitapta altı çizilmeye ve düşünülmeye değer.

    Kitaba karşı yakınlığım şundan kaynaklı da oldu: Genellikle ikinci el kitaplar almayı tercih ediyorum; onlardaki yaşanmışlığı seviyorum çünkü. Bir yerin altının çizili olması, bir sayfanın kenarının kıvrılmış olması, bir sayfanın kenarında notlar olması ya da içinden bir not kağıdı, kurumuş bir çiçek çıkması gibi... :)

    Ve bu kitapta da karşılaştım o yaşanmışlıkla, üzerine alınmış notlar, altı çizilmiş bölümler...

    https://i.hizliresim.com/8a8bdQ.jpg

    https://i.hizliresim.com/26jkEj.jpg

    Resimdeki notlar, kitap üzerinde ayrıca düşünmeye sevk etti beni. Bu arkadaşı bulmak, bu kitap ile ilgili kendisiyle uzun bir sohbet etmek isterdim.


    Sayfa 222'de "Geçmiş, yalnızca anılarımızdadır; gelecek yalnızca planlarımızdadır. Şimdi ise bizim tek gerçeğimizdir." demiş yazar.

    O halde ben;
    Anı yaşayacağım ve anı biriktireceğim.

    Gelecek! Gelecek gelecek mi...? Kim bilebilir ki!
    Şu anın tadını çıkarabilmek ümidiyle.

    Keyifli okumalar dilerim.