KAFNU'YA MEKTUP
Ah Kafnu... Seni ne kadar özlediğimi bir bilsen. Keşke son zamanlarda yaşanan tüm bu kâbuslar sadece kötü bir rüya olsaydı. Keşke o kırılma noktasında zamanı geriye sarabilseydim ve biz hiç küsmeseydik. ​Senden sonra esen rüzgarlar bana fısıldadı; arkamdan çok ağlamışsın, beni ortak arkadaşımıza sormuşsun, izimi aramışsın... Bilmeni isterim ki, senden gitmeyi ben asla istemedim. Sadece anlık bir öfkeye, kör bir inadına yenildim. O boşlukta beni sevene, ya da beni sevdiğini sandığım bir gölgeye sığınmayı tercih ettim. Ama insan yanılınca anlıyormuş; gerçek sevginin, gerçek yuvanın sadece sende olduğunu canım yandığında öğrendim. Beni en zor zamanımda, yapayalnız bırakıp gittiklerinde anladım senin değerini. ​Şimdi içim kavrularak "keşke" diyorum. Keşke bir şansım daha olsaydı. Keşke o gün gururumu bir kenara bırakıp barışmak için sonuna kadar mücadele edebilseydim. Ama bana öyle bir "git" demiştin ki, kalmak sanki sana saygısızlık, kendime yüzsüzlük gibi gelmişti. ​Sahi Kafnu, aşkta yüzsüzlük olur mu? Seven insan, sevdiği için her şeyi göze alamaz mı? ​Şimdi sadece hayalinle konuşuyorum. Keşke bu kelimeler doğrudan senin kalbine ulaşsa, keşke gerçekten sesimi duyabilsen. İçimde amansız bir korku var; ya beni terslersen, ya beni sana geldiğime pişman edersen? Bu korku ayaklarımı bağlasa da gözlerim hep sende. Bana tek bir işaret ver, "gel" de yeter. ​Yüreğimden dökülen bu sessiz çığlıkları, yazdıklarımı görüyor musun Kafnu?
1000Kitap
Erk Hayvanı Bulma Çalışmasına Dayalı (Korku dönüştürme)
Şamanizm’de Yılanın Anlamları 1. Koruyucu Ruh - Şamanın yardımcısıdır: Kötü ruhlara karşı şamanı korur. - Yolculuk rehberi: Gökyüzü ve yeraltı yolculuklarında şamana eşlik eder. 2. Dönüşüm ve Yenilenme - Deri değiştirme özelliği, ruhun eski yüklerinden arınıp yeniden doğmasını simgeler. - Bu yönüyle yılan, ölüm ve yaşam arasındaki ince çizgiyi temsil eder. 3. Bilgelik ve Gizli Bilgi - Spiral hareketiyle evrenin enerjisini ve yaşam döngüsünü sembolize eder. - Yeraltı bilgeliğinin taşıyıcısıdır; şaman için gizli öğretilerin kapısını açar. 4. Çift Yönlü Doğa - Zehir: Ölüm ve korku sembolü. - Şifa: Aynı zamanda iyileştirici güç. - Bu çift yönlülük, yılanı hem korkutucu hem de kutsal kılar. Küçükken korkutulmuştum sahtesiyle sonrasında küçüğünden- büyüğünden, dirisinden- diri olmayan halinden korkmuştum. Rüya tabirlerininde de "düşman- korku- gölge" sayılırdı, özellikle rengi siyahsa ya da saldırası gelmişse. Çoğu zaman da beni yılan kovalardı, bana saldırmak isterdi: çoook uzun, kapkalın, simsiyah. Yüzünü ve o pullarını dahi net ve yakından görürdüm. Kaçardım. Sonra bir yerde "Korkuya neden olan da biziz: Yüklediğimiz anlam." tarzı bir şey okumuştum. "Cidden ya, yılan yerine kelebek gelseydi korkmazdım mesela. Veya civciv. Ayrıca madem yılan geliyor, adil bir savaş için benim de yılan olmam lazım. Eheehee sen şimdi naneyi yemedin mi? (:" moduna girmiştim. En son bir rüyamda kaçmak yerine siyaha karşı bembeyaz bir yılana dönüşüp onun kafasını koparmıştım: Rüyada olan ben artık yılandım cidden. Ve gören ben ise şok olmuş haldeydi. Ondan sonra bir daha kovalamaca olmadı. Ve bazen yerin katlarını toprak yerine yılandan gördüğüm olmuştu. Hiç boşluk yok, zemin ve altı canlı yılan kaynıyor. Ben üstlerine basarak hareket ediyordum. "Tövbe Yarabbi, tüm akrabalarımızın gerçek
Duygu ve Düşünce
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Benim hayatimi yargilamadan önce benim ayakkabilarimi giy ve benim gectigim yollardan, sokaklardan, dag ve ovalardan geç. Hüznü,acıyı ve neşeyi tat. Benim geçtigim senelerden geç. Benim takildigim taşlara takil. Yeniden ayaga kall ve ayni yolu tekrar git benim gibi Ancak ondan sonra beni yargilayabilirsin." Seni yolundan çevirmeye çalisanlara,
TÜRK ULUSU! Bu yazıyı yazmaktan o kadar çok utanç duyuyorum ki devasa bir ulus ve 100 binlerce yıllık geçmişi olan bir Ulusun parçası olup da hâlâ uls ne demek bilmemek kadar ayıp birşey yok yer yüzünde! Türk Ulusu hakkında o kadar çok cahilce yazı ve anlatım varki bunlara cevap vermekten bıktım usandım Adam diyor ki Ben Osmanlı Türküyüm Selçuk Türküyüm yetmez gibi bir de son dönem Yörük Türkü çıktı arkadaşlar Onun Bunun Türkü olmaz Türk hepsinin üst kimliği dir. Adam hala inat ediyor Yahu Türk unvan değil Ulusun ismi enson bıktım bu yazıyı yazmak zorunda kaldım ister okur anlarsın istersen git zıkkımın dibinin Türkü ol. Ulus (millet); aynı topraklarda yaşayan veya tarihsel olarak aynı coğrafyadan gelen; dil, kültür, ülkü, tarihdaşlık ve ortak genetik-kültürel hafıza bağlarıyla birbirine bağlanan en büyük insan topluluğudur. Ulus, zamanın ve coğrafyanın ötesinde, doğduğu günden yok olana kadar bölünemez tek bir organik gövdedir. Siyasi sınırlar, hanedanlar ve devlet isimleri değişse de ulusun özü ve sürekliliği baki kalır. Ulusal Devamlılık ve Gövde Teorisi Ulus bilincini kültürel, dilsel, inançsal ve genetik bir süreklilik olarak tanımladığımızda, Türk adının yanına getirilen her coğrafi, siyasi ya da hanedan merkezli ek, büyük resmi parçalayan birer yapay bölüntüye dönüşebilir. Sizin de belirttiğiniz gibi, özünde Hun, Göktürk, Selçuklu, Osmanlı, Safevi, Avşar veya Karamanlı gibi adlandırmalar, milletin kendi cevherinin isimleri değil; o milletin belirli dönemlerde kurduğu siyasi çatıların, devletlerin ya da idareyi elinde tutan hanedanların isimleridir. Bir milletin tarihi bir nehir gibidir. Nehir yatak değiştirir, bazen kollara ayrılır, bazen bir göle dökülür ama suyun kimyası ve kaynağı her zaman aynıdır. Asya bozkırlarında Ötüken merkezli kurulan Göktürk
Türk Tarihi
Gülce, aynanın karşısına geçip makyaj masasına saçındaki tokaları tek tek çıkartıp bırakıyordu. Melahat kulağına taktığı kulaklıkla yine çevreye olan bağlantısını tamamen kopartmıştı. Yerinde dans edip eğleniyordu. Eda bir elindeki kitaba bakıyor bir de ona. Hiç ses yoktu ancak görüntüsü dahi onu deli ediyordu. EDA: Yeter! Git başka yerde dans et! Alo, duymuyor mu mu bu beni! GÜLCE: Yine başlama. Bırak ne yapıyorsa yapsın, birazdan ışıkları kapatacağım zaten. EDA: Dikkatim dağılıyor anlamıyor musun! GÜLCE: Ben de seni görünce… Neyse… Gülce, Melahat’ın yanına gidip dürttü. Kulağına bir şeyler fısıldayınca Eda’ya karşı dik dik başları eşliğinde yatağına yolladı. Banyodan elinde havlu, saçları ıslak bir halde Asya çıktı. Dalgın dalgın yürürken havluyu kirli sepetine atıp yatağına uzandı. Battaniyesini başını örtecek kadar kendine çekip sessizliğe gömüldü. Etraftakiler pür dikkat onu izlemişti. Birbirlerine gözleriyle işaret verip durumu anlamaya çalışıyorlardı. Gülce ışığı kapatıp yatağına geçti. Aradan beş dakika kadar bir süre geçince ağlama sesleri duyuldu. Gülce doğrulup etrafına bakındı. Ses Asya’nın yatağından geliyordu. Yatağına uzanıp boş gözlerle tavana bakıyordu. Diğer kızlarda sessizce onu dinliyordu. Melahat komidinin üstünden telefonunu alıp fenerini açtı. Tavanda daireler çizdi. Gülce ne yapmaya çalıştığını ilk başta anlayamamıştı. Sonra eline telefonu alıp eşlik etti. Eda da fenerini açtı eşlik etti. MELAHAT: Ne yaparsan yap asla yalnız olmadığını bil. GÜLCE: Bizi ayakta tutan ışığımız olduğu sürece yalnız değilsin. Ağlama sesleri yavaş yavaş kesildi. Birkaç saniye sonra Asya battaniyeyi üzerinden attı. Asya battaniyesini üstünden atıp kollarını açtı. Kızlar koşup üstüne atladı. ASYA: Beni boğmaya mı geldiniz! Ah ayağım! GÜLCE: (Yanağından öpüp
1000Kitap
Şaşma kendini bil önce kendini Yanılma ölç kalbini bil fikrini Önce bit sonra git artık Derya denizde bir yudumluk zehir Zehir benimdi Çürüttü kanlarımı ötesi beyaz köpük Yılların sesi şehirlerde beni vuruyor Ben ölümü kovalarken yaşamı buluyorum Bulduklarım ise beni öldürüyor.. .. Meliha