"Benim hayatimi yargilamadan önce benim ayakkabilarimi giy ve benim gectigim yollardan, sokaklardan, dag ve ovalardan geç.
Hüznü,acıyı ve neseyi tat.
Benim geçtigim senelerden geç.
Benim takildigim taglara takil.
Yeniden ayaga kalk ve aynı yolu tekrar git benim gibi Ancak ondan sonra beni yargılayabilirsin .
Hak etmeyen biri, hak etmediği değeri kaybeder.
Bölücünün biri bir gün küçük lokma olmak istediğini Türkçe konuşarak ifade etti
Ana dilin ile neden bunu konuşmuyorsun diye öldürücü bir soru sordum?
O zaman kimse anlamıyor dedi!
Aynı para toplarken arapça konuşmayı bırakıp Türkçe konuşan imam gibi!
O zaman seni de yaşatan, sesini dünyaya duyuran dile neden düşmanlık ediyorsun? O dil, tarih ve kültür bilinci ile bizi birlik beraberlik ve bütünlük içinde bir arada tutan ahlaka karşı neden düşmanlık ediyorsun?
Yanıt veremedi.
Seni bize karşı kışkırtan fitne ve bozgunculuğun uşağı olmayı bırakır isen, bakış açını değiştirir bütünü korur, küçük lokma olup kolay yutulan olnak isteniyorsan yurttaş ahlakı ve hukuku içinde kalmalısın.
Irk, mezhep ve dil bölücülüğü genel yararı korumaz.
Senin ve toprakların üzerinde plan ve proje yapanların işine gelir.
Koynumda huzur içinde yaşadığın günleri sonra arar bulamazsın.
Türk uygarlıklar beşiği, diller, dinler, ırklar birliği bir bilincin adıdır.
Kendine düşmanlık edene bile güvenerek ülkeyi teslim edecek kadar saf ve temiz yürektir Türk
Kim ki güveni boşa çıkartır ise o ağır bedeli zamanı gelince ödeten yeryüzü sevgi gücünün adıdır ulus bilinci olmuş Türk.
Sonra iyi ki karşılaştık dedi. Beni kendime getirdiniz. Bir çıkmazda olduğumun farkındaydım. Yalnız nasıl düşüneceğimi bilmiyordum. Beynimin kirli bir niyet tarafından yıkandığını şimdi farkettim.
"Buradan git. Hayalet ol, Lyra. Git ve saklan. Sessizliği bul," diye mırıldandı kulağıma doğru. Sesindeki keskinlik karşı çıkmama izin vermiyordu. "Beni bekle, sonra parçalanabilirsin, Sadece o zaman."
Başımı salladım ama daha çok titriyormuş gibiydim. Sesim boğuk çıktı. "Hayalet olursam," dedim boğulurcasına. "Beni nasıl göreceksin?"
"Evcil şey," diye mırıldandı. "Ben seni hep gördüm."
Ömer bin Hattab şöyle anlatır:
Hayber Gazvesi günü idi. O sırada Allah Rasûlü'nün ashâbından bir grup geldi ve:
"-Falanca şehîd, falanca da şehîd." dediler. Sonra bir adamın yanından geçerken:
"-Falanca kimse de şehîd olmuş." dediler. Bu sefer Rasûlullah:
"-Hayır, ben onu, ganimet malların-dan haksız yere aldığı bir hırka içinde ce-hennemde gördüm." buyurdu. Sonra da:
"-Ey İbn-i Hattab, git ve insanlara; «Cennete ancak mü'minler girebilecektir.>>> diye nidâ et!" buyurdu.
Ben de çıktım ve; "Cennete ancak mü'minler girebilecektir." diye nidâ ettim.